İlkin görsel uyaran, takip eden feromonlar, son olarak beyinden n’örokimyasalların ve hormonların eklenmesiyle temelinde her zaman üreme olmayan ama üremeyi garanti altına almak için memelilerde bulunan aşk duygusu/dürtüsü, estetik zevkimiz, genetik yapı ve uyumumuza en uygun eşin bilinçaltında seçilmesini sağlar.

Âşık olunduğunda bunu vücudumuzda hissetmemizi, anlamamızı hormonlar sağlar. Bu hormonlar, aşkın evrelerine göre değişiklikler gösterir. Peki bu hormonlar hangileridir?

Mesela bağlanmadan sorumlu hormonlar oksitosin ve vazopressin’dir.

Emzirme döneminde, doğum ve orgazm sırasında da salgılanan sevgi ve bağlılık hormonu oksitosin, aşkın kalıcı hâle gelmesini sağlar. Yapılan çalışmalar gevşeme hormonu oksitosin sayesinde, sıcacık bir kucaklaşma ve devamında birkaç dakikalık tatlı sözlerin tansiyonu düşürdüğünü gösteriyor. Oksitosin kan basıncını düzenliyor ve bağlantılı olarak da bağışıklık sistemi güçleniyor.

Kan hacmi ve konsantrasyonunu düzenleyen Vazopressin, sadakât hormonu olarak da bilinir, bağlılık duygusunu yükseltir. 

İnsana kendisini iyi hissettiren ve herhangi bir hedefe ulaşmada motivasyon sağlayan, madde bağımlılığında olduğu gibi âşık olma durumunda da artan, dopamin insan zihnini gittikçe şiddetlenerek âşık olduğu kişiye bağımlı hale getirir. Haz alma duyusunun oluşmasına yardımcı olan bu hormon özgüven ve başarı hissini de artırır.Yüksek dopamin seviyeleri de noradrenalinle bağlantılıdır.

Âşık olunduğunda salgılanan bir diğer hormon da dikkat, kısa süreli hafıza, hiperaktivite, hedefe yönelik davranışlar ve uykusuzluktan sorumlu noradrenalindir. Heyacan ve kalp çarpıntısı ve kalbin daha hızlı atmasına neden oluyor. Âşık olumuyla artan kalp hızı ile, vücuda daha fazla kan pompalanır. Bu da kalp ve diğer organların daha verimli çalışmasını sağlar.

Rutgers Üniversitesi’nde antropolog Helen Fisher, dopamin ve noradrenalin birlikte salgılanması; dikkatte artışa, iştahsızlığa, sevince, uykusuzluğa, yoğun enerji hâline ve yoksunluk hissine neden oluyor.

Tokluk, ruh hâli düzenliliği ve mutluluk derecesi konularında söz sahibi serotonin (5-hidroksi triptamin)’in ise ilk âşık olunan dönemde seviyesi epeyce düşer ve bu da sürekli âşık olunan kişiyle bir araya gelme isteği uyandırır. 

University College Londra’da yapılan bir araştırmada düşük seviyedeki serotoninin obsesif kompulsif rahatsızlıklarda gözlenen serotonin ile benzerliğini ve âşık olunan kişinin bu yüzden akıldan bir türlü çıkmadığını söylüyorlar.

Âşık olunmasıyla dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi hormonların aktif ve dengeli bir şekilde salgılanması bedende ve zihinde değişimlere yol açıyor.

Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Fevzi Balkan, beyin tarama sistemleriyle inceleme yapıldığı sırada âşık olunan kişi düşünüldüğünde ya da o kişinin fotoğrafı gösterildiğinde, beyindeki madde bağımlılığında aktifleşen bölgede değişiklikler meydana geldiğini;  âşık olunan kişiyle ilgili her bilginin zihni işgâl ettiğini söylüyor.

Yeni âşık olunduğunda artan diğer bir madde olan NGF(sinir büyüme/gelişme faktörü)’nin  romantik duyguların ortaya çıkmasında oldukça önemli bir yardımcı olduğu düşünülüyor. 

Stres hormonu kortizolün azalmasıyla şeker ve kolesterol döngüsünde düzelme izleniyor ve damarlar korunuyor. Antidepresan etkisi yaratıyor ve kalp damarları depresyonun zararlı etkilerinden korunuyor.

Biri güzelleştiği zaman âşık mı oldun diye sorarız çünkü insanlar âşık olduğunda güzellişir. Peki gerçekten de güzellişir mi?

Âşık olunduğunda salgılanan bu hormonlar, kişiye; gözlerde canlılık, ciltte ve saçta parlaklık, huzur ve pozitiflik getirir. Yanı sıra artan güzel gözükme isteği ve kendine özen göstermede de artış yaşanır. Bu dönemde bunların etkisiyle daha özgüvenli hissederiz.

Âşık olunduğunda salgılanan hormonlar etkisini en çok kalp üzerinde gösteriyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, âşık olunduğunda yaşanan çarpıntı, göğüs bölgesindeki anormâllikler ve heyecanın kalbe iyi geldiğini; uzun vadede kalp krizi riskini azalttığı, kalbin ömrünü uzattığı söylüyor.