Resim 1: edibane.com ‘dan alınmıştır. (2019)

Biz insanlar olarak bilincimizin farkına vardığımız andan itibaren yegane çabamız -diğer canlıların da ortak özelliği olduğu gibi- üremek,beslenmek ve barınabilmek olduğunu fark etmişizdir[1].İşte bu ortak özelliklerin dışında olup insanı diğer canlılardan farklı tutan bir özellik olan bilinç,etrafımızı yorumlamamızı sağlamasıyla birlikte bizlere bilim,din,kültür ve bunların da başında dil kavramını keşfetmemize olanak sağlamıştır.Bu noktada dil olgusunu biraz açmakta fayda olduğu düşüncesindeyim.

Homo sapiens için dil,duygusal sesler dışında kalmakla birlikte sabitleşmiş kelimeler yoluyla bir maddeyi,durumu veya olayı anlatmak amacıyla kullanılan hem bir ifade hem de sınır belirleme yöntemidir[2]. Konuşabilmek gibi bir yeteneğe sahip olup kelimeler konusunda aynı yönteme sahip olmayan bireylerin birbirlerini anlayamaması,dilin sınır çizmek konusunda gayet başarılı olduğuna ister istemez ikna ediyor.Hoştur ki türümüz içinde aynı dili konuşup anlaşamama durumu,aynı dil içerisinde kültürel farklılıklar ile birlikte işten bile değil!


Resim 2 : thtimes.co.uk//article/mating-with-us-did-for-the-neanderthals-z3j68s9fq isimli yazıdan alınmıştır.(2019)

Dilin oluşumundaki en önemli etken ise ses tellerimizi uygun pozisyonda kullanabilmemizdir.Evrimsel süreçte diğer primatlardan farklı olarak gırtlağımızın yutak bölgesine daha yakın oluşu bizlere ses telimizi daha aktif kullanma ve çok çeşitli sesler çıkartabilme olanağı sağlamıştır.
Konuşma eyleminin gerçekleştirilmesi elbet ki yalnızca anatomik sebeplerle açıklanamaz.Bunun için sonraki yazılarımda da bahsedeceğim nörolojik sebeplerin masaya yatırılması konuyu daha somut bilgilerle irdeleyebilmemizi sağlayacaktır. [3]

  Uzun ve antropoloji temelinde bir girişin ardından rotamızı asıl üzerine eğileceğimiz nokta olan,insanın doğayı yorumlamasının en değerli haline;edebiyata çevirmek istiyorum. “Yahu biyoloji nerede,edebiyat nerede!” dediğinizi duyar gibiyim fakat o kadar da uzak kutuplar olmadığını göreceksiniz.


“Çıkar eflâke derûnum şereri döne döne
Dökilür hâke yaşum katreleri döne döne “

Necâti Bey’in aynı redifli gazeline nazire,Bakî

“Döne döne” redifli bu gazelin ilk beyitini sizlerle paylaşmak istiyorum.İlk okunduğu zaman anlamsız gözükmesi gayet olağan,bir de şu şekilde okuyalım:

“Ateş gibi yanan gönlümün kıvılcımları döne döne göklere çıkar. Gözyaşımın damlaları döne döne toprağa dökülür.”

Günümüz Türkçesi ile [4]

Zannediyorum ki bu şekilde daha anlaşılır olacaktır.Edebiyat çerçevesinde bakıldığında bir hüzün durumunun takibinde ağlamayı ele aldığını söylemek gayet mümkün iken burada daha farklı bir noktaya dikkat çekeceğim: su döngüsü.Aynı su döngüsünde olduğu gibi ısı ile göğe yükselme ve uygun ortam sağlandığı anda yağışın gerçekleşmesi durumunu şiirde görebiliyoruz.Günümüz Türkçesi ile ele alacak olursak “Ateş gibi yanan gönlümün kıvılcımları…” kısmını yer yüzüne güneş ışınlarının etkisiyle nüfuz eden ısı,”…kıvılcımları döne döne göklere çıkar” kısmını suyun buharlaşması ve “Gözyaşımın damlaları döne döne toprağa dökülür.” kısmını yağmurun yağışı olarak sembolize edilmiş olma halinden söz edebiliriz.


Şairimizin duygularını Tekke Edebiyatı’nca “devriye” adıyla anılan edebî bir sanat türü ile,bizce kendini doğanın bir parçası olmanın da ötesinde kendisini doğa olarak tanımlaması şeklinde aktarmış,ne de güzel etmiş!
İstersek kendimizi doğanın bir parçası olarak görelim istersek kendisi,yorumlayabilme kabiliyetimiz var olduğu müddetçe fikrî alanda üreten en güçlü canlı olmaya devam edeceğiz,tabi diğer canlıların dilinden anlayana kadar.


  Kaynakça
[1]Reece,Jane B. ve ark.(2017) Campbell Biyoloji,(9. bsk. çev.),Ankara,Palme Yayıncılık
[2]Reichholf,H. Josef,(2014)İnsanın Evrimi,(Epçeli,N. Çev.),İstanbul,Say Yayıncılık
[3]Rostand,J. (1964),Biyoloji Açısından İnsan,(Gürol,E. Çev.),İstanbul,Varlık Yayınları
[4]Horata,O.(1997),”Necatî Bey’den Bakî’ye <<Döne Döne>>”,Bilig,7, 44-66.

Yazı Sahibi

Merhaba,ben Kerem.Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde 3. Sınıf öğrencisiyim.Özel ilgi alanım planktonik canlılar olmasının yanında bilim ile yazılı sanat alanlarındaki eserlerin kesiştiği noktalarda bulunmayı da fazlasıyla severim.Kısa,öz,bu kadarım.Yazılarımda görüşmek üzere,veya başka bir şekilde söylemek icap ederse Yaşar Kemal'in romanında dediği gibi:
"Duvarın dibinde resmim aldılar,
Ak kağıt üstünde tanıyın beni"