Dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğraflarını düşündüğümüz vakit mavi,yeşil ve kahverengi renklerin bulunduğu bir top görürüz.Top dedimse de geoid yani,kendine ait bir şekli var elbet.Bu gezegende olan yükseltileri fotoğraflardan az da olsa görüyor,jeolojik araştırmalar ve haritalamalarla ne düzeyde olduğunu biliyoruz.Peki ya suyun altı?

ESA‘dan alınmıştır.


Dünyanın susuz hali aslen yukarıda gözüktüğü gibidir.Su üstünden ziyade suyun altında da farklı coğrafik yapılar;yükseltiler ve alçaltılar mevcuttur.Bu yazımızda coğrafik yapılar nedeniyle farklı bölgelerde yaşayan balıkların -iyimser bir dille söylemek gerekirse- kavuşmalarından bahsedeceğiz,konumuz Lesepsiyen Balıklar.


         Lesepsiyen (Lessepsian Eng.) terimi,17 Kasım 1869 yılında yapılan,Akdeniz ile Hint Okyanusu’ndaki ticaret yollarını yakınlaştırmak amacıyla yapıılmış Süveyş kanalının tasarımcısı olan Ferdinand de Lesseps’in soyadından gelmektedir.Süveyş Kanalı’nın yapısı açısından coğrafi yükselti farkının olduğu göz önünde bulundurulursa,kanalın yapılışı ile bu bölgedeki coğrafi engel kalkmıştır[1].Kalkan coğrafi engel ile birlikte deniz canlıları bu kanaldan geçerek Kızıl Deniz’den Akdeniz’e doğru göçler başlamıştır[2].Bu göçlerin fark edilmesi ve incelenmesi ile birlikte göç eden balıklara Lepisyen Balık denilmiştir.İlk göç eden canlı olarak Atherinomorus lacunosus keşfedilmiştir.Bu canlının göçü,kanalın yapımından 33 yıl sonra gerçekleşmiştir[3]..

Atherinomorus lacunosus türü lesepsiyen bir balıktır.
Görsel ilgili siteden alınmıştır.



Lepisyen Balıkları’nın Akdeniz ve Doğu Akdeniz Bölgesi’ndeki Tesiri

        Akdeniz bölgesini ele almamızdaki asıl sebep atmosferde bir alçak basınç alanı çevresinde hızla dönen rüzgârların yol açtığı şiddetli fırtınaların etkisiyle oluşmuş kıyısal akıntılarının,balık yumurta ve larvalarını sürüklemesi ve Nil Nehri’nin tatlı su girdisinin oluşturduğu yer altı ve yer üstü suların dağılımıyla yaşanan engel nedeniyle kanalı geçen balıkların, Akdeniz’in güney kıyıları boyunca batıya doğru yayılmayı tercih etmemeleridir[4].
  Kızıldeniz’den Akdeniz’e göç yapmış olan lesepsiyen türler, ya hemen batıya yönelerek Afrika kıyılarını veya saat yönü tersinde Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye ve Türkiye kıyılarını takip ederek yayılım göstermektedirler [5]. Buradan yola çıkarak batı yönüne gidildikçe sayılarında bir azalış gözlemlememiz mümkündür.

  Göçler,canlılık açısından yararlı ve zararlı sonuçlar doğurur.Bir canlının göç etmesinde oluşan sebepler daha avantajlı besin,daha avantajlı habitat ve predatör canlı ile mücadele olabilir.Genel olarak yaşam kalitesini arttırma eğiliminin yanı sıra bu göçler zorunlu da gerçekleşmesi muhtemeldir.Her iki durumda da herhangi bir canlının hayatta kalabileceği ortam bulması ve yeni ortama uyum sağlaması gerekmektedir.Aksi takdirde göç eden canlının yok olması söz konusudur.Göçlerin tesiri yalnızca göçmen canlıya değil,göç edilen bölgede bulunan diğer canlılara da olabilir.Göç etmiş canlı bir bölgede besin zincirine hakim iken başka bir bölgede besin zincirindeki yeri farklı olabilir.Bu durumda diyebiliriz ki Türkiye’nin kıyılarını takip ederek ilerleyiş gösterebilen Lesepsiyen balıklar üzerine de benzer durumları barındırırlar.Lesepsiyen balık olarak tanımlayabileceğimiz Upeneus muluccensis ve Upeneus pori türü balıkların Kızıldeniz’den Akdeniz’e yerleşmesinin ardından; Akdeniz’in yerli Mullidleri olan ve yine bentik omurgasızlarla beslenen, Mullus barbatus ve Mullus surmuletus türlerinin av miktarlarında değişimler gözlendiği rapor edilmiştir.[6] Bu durumu besin zincirindeki yer değişimi ile bağdaştırabiliriz.Aynı şekilde habitat paylaşımını göz önünde tutarak şundan bahsedebiliriz : “Galil ve Zenetos’un belirttiğine göre, lesepsiyen Mullidler aynı ekolojik nişi paylaştıkları yerli Mullidlerle yaşam alanı kullanımı bakımından da rekabet içerisindedirler. Yine aynı araştırıcılar, Saurida undosquamis ile Merluccius merluccius arasında da benzer bir rekabetin geliştiğinden söz etmişler ve lesepsiyen türlerin Doğu Akdeniz’e yerleşmelerinin ardından; sözü edilen yerli türlerin yaşam alanı olarak daha derin suları tercih etmeye başladıklarına dikkat çekmişlerdir.” (Mavruk,Avşar.2007)
   Türkiye denizlerinde bugüne kadar belirlenebilen Kızıldeniz kökenli balık türlerinin sayısı 34 ‘tür[7] .Doğu Akdeniz bölgesinde tespit edilen ilk Kızıldeniz göçmeni balığın 1902 yılında Tilier tarafından bildirilmesinden bu yana toplam 55 Lesepsiyen göçmen balık türü Akdeniz’e ulaşmıştır[8] .Bu noktada söylenebilir ki verilen tür sayısına bağlı olarak göç vasıtası ile Akdeniz iklimine yerleşmiş olan balıklar sayesinde sucul hayvansal çeşitliliğin sürekli artışı, aynı zamanda Doğu Akdeniz ekosisteminin Kızıldeniz kökenli balıkların yerleşimi için son derece uygun biyocoğrafik bölge olduğunu kanıtlamaktadır.

 Böylelikle ekolojik açıdan söylenebilir ki canlı çeşitliliği göçlerle birlikte kuvvetli değişimler göstermiş,bununla da birlikte belirli eleksiyonların yaşanmıştır.

  Aynı durumu ekonomik açıdan ele alacak olursak balıkçılık üzerine eğilmek gerekmektedir.Akdeniz bölgesindeki balıkçılık faaliyeti,ülkemizdeki dört ana sucul bölge olan Akdeniz,Ege,Karadeniz ve Marmara bölgeleri içerisinde zayıf olanlardandır.1995 yılında yapılan araştırmalarda bu bölgedeki balık üretiminde hatrı sayılır artış görülmektedir[9].
“Belirli çalışmalarca[10], Mersin-Samandağ arasındaki bölgede yapılan dip trolü çalışmalarından elde edilen balık türlerinin %43’ünü lesepsiyen türler oluşturmaktadır. Orta su trolü çekimlerinde bu oran %35, uzatma ağlarıyla yapılan avcılıkta ise %19’dur. Avşar ve ark. (2007) tarafından 2006 yılında İskenderun Körfezi’nde dip trolü ile gerçekleştirilen bir çalışmada toplam avın sayısal olarak %57’sinin, kütlesel olarak ise %29’unun lesepsiyen türlerden oluştuğu rapor edilmiştir. Ancak, lesepsiyen göçün ekonomik etkilerini incelerken; ticari değere sahip lesepsiyen türlerin av içerisindeki oranları dikkate alınmalıdır. Bu durumda, toplam avın sayısal olarak %16’sının, kütlesel olarak ise %10’unun ekonomik öneme sahip lesepsiyen türlerden oluştuğu görülmektedir.”[11]

Sonuç olarak lesepsiyen balıkları tanımış,ekosistem ve taksonomilerini incelemiş ve üstüne yapılmış çalışmalardan az da olsa bahsetmiş olduk.
Tüm bunların sonunda da şunu söyelyebiliriz ki insan yoluyla değişmiş ekosistemler,düzenler ve yaşam şartları;bütün canlıları can,yuva ve besin açısından etkilemekte.Başlangıçta “bir kavuşma hikayesi” olarak bahsettiğimiz bu “yanıltıcı” güzellikle,konu bilgilerinin dışında insanın doğadaki yerini ve gücünü bir kez daha gördük.

Tüm bunların sonucunda şunu söyelyebiliriz ki insan yoluyla herhangi bir sebep sonucu değişmiş ekosistemler,düzenler ve yaşam şartları;bütün canlıları can,yuva ve besin açısından etkilemekte.Başlangıçta “bir kavuşma hikayesi” olarak bahsettiğimiz bu “yanıltıcı” güzellikle insanın yarattığı tahribatı umarım düşündürtebilmişimdir sevgili okur.

Bilimle kalın!

Kaynakça

[1] Golani, D., 1998. Impact of Red Sea Fish Migrants Trough the Suez Canal on the Aquatic Environment of  the Eastern Mediterranean. Yale F and S Bulletin. 375-387.
[2] Mavruk,S.  Avşar,D. 2007 ,Lesepsiyen Balıkların Akdeniz Ekosistemine Etkisi,Çukurova Üniversitesi.
[3] Ben-tuvia, A., 1985. The Impact of the Lessepsian (Suez Canal) Fish Migration on the Eastern Mediterranean Ecosystem. In: Moraitou-Apostolopoulo, M., Kiortsis, V., (Eds.). Mediterranean Marine Ecosystem, Plenum Pres, New York, 367-375.
[4] Avşar, D., 1999. Yeni Bir Skifomedüz(Rhopilema nomadica)’ün Dağılımı ile İlgili Olarak Doğu Akdeniz’in Fiziko-Kimyasal Özellikleri. Turkish Journal of Zoology, 23(2): 605-616.
[5] Golani D, Orsi- Relini L, Massutí E, Quignard JP. CIESM Atlas of exotic speciesin the Mediterranean. Vol.1. Fishes. F. Briand (ed.), CIESM, Monaco, 2002, p:254
[6] Ben-yami, M., Glaser, T., 1973. The Invasion of Saurida undosquamis (Richardson) into the Levant Basinan Example of Biological Effect of Interoceanic Canals. Fishery Bulletin, Vol. 72, No. 2, 359-373.
[7] Öztürk, B. ve Zaitsev, Y. (2001). Exotic Species in the Aegean, Marmara, Black, Azov and Caspian Seas. Turkish Marine Research Foundation, İstanbul, Turkey, 267 pp.
[8] Gökoğlu, M., Bodur, T. ve Kaya, Y. (2003). A New Seahorse Along the Turkish Mediterranean Coast: Sea Pony (Hippocampus fuscus Rüppell, 1838). Israel Journal of Zoology 49.
[9] Mater, S., Toğulga, M., Kaya, M., 1995. Lesepsiyen Balık Türlerinin Türkiye Denizlerinde Dağılımı ve Ekonomik Önemi. II. Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi Bildirileri. (11-13 Eylül, Ankara). Biyologlar Derneği. 453-462.
[10] Taşkavak, E., Mater, S., Bilecenoğlu, M., 1998. Kızıldeniz Göçmeni Balıkların Doğu Akdeniz Kıyılarımızdaki (Mersin-Samandağ) Dağılımı ve Bölge Balıkçılığına Etkileri. III. Su Ürünleri Sempozyumu. (10-12 Haziran 1998. Erzurum/Türkiye). 151-162.
[11] Erdem Ü.,Göksungur,E. ,Başusta,N.,2006. TÜRKİYE DENİZLERİNDE BULUNAN LESEPSİYEN GÖÇMEN BALIK TÜRLERİ ve EKONOMİK ÖNEMİ, ANADOLU ÜNİVERSİTESİ BİLİM VE TEKNOLOJİ DERGİSİ,Cilt/Vol.:7Sayı/No: 1 : 57-63



Yazı Sahibi

Merhaba,ben Kerem.Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde 3. Sınıf öğrencisiyim.Özel ilgi alanım planktonik canlılar olmasının yanında bilim ile yazılı sanat alanlarındaki eserlerin kesiştiği noktalarda bulunmayı da fazlasıyla severim.Kısa,öz,bu kadarım.Yazılarımda görüşmek üzere,veya başka bir şekilde söylemek icap ederse Yaşar Kemal'in romanında dediği gibi:
"Duvarın dibinde resmim aldılar,
Ak kağıt üstünde tanıyın beni"