Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde değerli hocamız ve bölümümüz başkan yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Esin AKBAY ÇETİN ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Bize kendinizden bahseder misiniz?

Tabi ki, ben Esin AKBAY ÇETİN. Lisans eğitimimi 2001-2006 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde yaptım. Daha sonra yüksek lisans eğitimime yine H.Ü. Biyoloji Bölümü’nde 2006-2009 yılları arasında devam ettim. Doktora çalışmalarımı da aynı şekilde H.Ü. Biyoloji Bölümü’nde 2009-2015 yılları arasında gerçekleştirdim. Şu anda bölümümüzde Öğretim Üyesi olarak çalışmalarıma devam etmekteyim.

Günümüze kadar gerçekleştirdiğiniz çalışmalarınızı anlatır mısınız?

Aslında çok geniş bir soru; konu başlıklarıyla gidecek olursam, bölümde ki ilk çalışmalarım lisans eğitimimin altıncı yarıyılında başladı. O dönemde hücre kültürü çalışmaları yeni başlıyordu ve benim de ilk çalışmalarım hücre kültürü ile başladı. Aynı zamanda Prof. Dr. Mehmet Ali ONUR hocamızın uzmanlık alanı olan hayvan modellemesi üzerine eğitim alarak bu konu üzerinde de çalışmalarıma devam ettim. Daha sonra biyomühendislik ve rejeneratif tıp alanlarında çalışmalarımıza devam ettik. Uzmanlık alanım genel olarak hayvan fizyolojisi ve  doku rejenerasyon çalışmaları üzerine oldu.

Doktora çalışmanızı detaylı olarak anlatır mısınız?

Tabi ki, yüksek lisans tezimde hayvanda “kalp krizi” modeli üzerine çalıştım. Bu çalışma ile kök hücreleri direk kalbe verdiğimizde, kalbin pompalama görevi  sebebi ile bu hücrelerin vücutta nereye göç ettiği sorusu aklımıza takıldı. Bu konuyu da doktora çalışmalarım kapsamında araştırmış oldum. Bu amaçla; kök hücreleri önce kalp hücresine farklılaştırıp, sonrasında işaretleyerek yapı iskelesi yardımı ile denek vücut boşluğunda implante edip, hücrelerin göç potansiyellerini araştırdım. Dört yıl boyunca bu araştırmayı geliştirerek çalışmalarını tamamladım. Sonuç olarak yeni bir biyomateryal elde ettim ve bu biyomateryal yardımı ile implante işaretlenmiş hücrelerin göç edebilecekleri tüm dokular incelendiğinde bazı hücreleri böbrekte tesbit ettim. Bu sonuçlar bize kalp rejenerasyonu için daha farklı çalışmaların yapılması gerektirdiğini gösterdi.

Çalışma alanınıza ilginiz nasıl başladı? Sizi bu alanda çalışmaya teşvik eden birisi oldu mu?

Üçüncü sınıfa kadar şöyle bir stratejiyle gittim: İlk olarak H.Ü. hastanesinde bir yaz stajı yaptım. Orada gerçekten hastane ortamında çalışmak istemediğime karar verdim. Daha sonra bir sonraki yaz boyunca, bu sefer kaplumbağaların peşinde Ali Fuat CANBOLAT hocamızın (EKAD) arazi çalışmalarına gönüllü olarak katıldım. Ben de onlarla birlikte çok keyif alarak çalıştım. Ancak bünyem arazi koşullarını kaldırmadı. Böylece bu seçeneği de elemiş oldum. Geriye benim için laboratuvar koşulları kalmıştı. Orada da en çok dikkatimi ve ilgimi çeken derslerden biri Hayvan Fizyolojisi’ydi. Aslında teşvik eden demeyelim ama idol olarak gördüğüm biri oldu o dönemde. Ben fizyoloji derslerini Aşkın TÜMER hocamızdan aldım. Laboratuvar derslerimize ise Aşkın hoca ile birlikte  Mehmet Ali hocada giriyordu. Hayvanlarla çalışmak, fizyolojiyle olan aşkım öyle başladı.  O yüzden üçüncü sınıfın ikinci dönemine geçerken, özel çalışma öğrencisi olarak kabul etmesi için Mehmet Ali hocaya mail atmıştım. Şimdi size sorduğu kriterleri o dönemde soruyordu; ingilizce puanın, ortalaman nasıl, niye fizyoloji, devam etmek istiyor musun gibi sorularla mini mülakata girmiş oldum. Ve serüvenim başlamış oldu. Asıl tetikleyici nokta karşındakine hayranlık duyarak  o alanda mutlu çalışmak olduğunu düşünüyorum. Buranın enerjisi çok güzel. İyi ki hala buradayım ve çalıştıkça,  daha da keyif aldığımı gördükçe doğru yerde olduğumu düşünüyorum.

Prof. Dr. Mehmet Ali ONUR ve Dr. Öğr. Üyesi Esin AKBAY ÇETİN ile birlikte Ekoloji Grubu Topluluğu’ndan Begüm SARGON ve Hasan ARSLAN

Çalışmaya başladığınızda en çok şaşırdığınız şey nedir?

Bir çalışmaya başlarken, hipotez kurarken ya da deney yapmaya başlarken sonucunun ne olduğunu bilmeden çalışmaya başlıyorsunuz. Çalışmanızın gerçekleşmesini gördükçe o keyif sizi gerçekten şaşırtıyor. Mesela kimya mühendisleriyle çalıştığımızda tamamen bir mühendis kafası ve bizlerin temel bilimci olmasıyla ortak noktada buluşarak  bir şeylere ulaşmak çok keyif verici. Bizi asıl şaşırtan, sonuçları elde ettikçe aldığımız tatmindi. İş ile tatmin arasında oluşan denge oluştukça şaşırtıcı düzeyde artarak devam etti. Şaşırmamız motive etti, motive oldukça şaşırdık.

Hiç yurt dışında çalıştınız mı?

Evet, çalıştım. Doktoramın tez önerisini verdikten sonra erasmus programıyla altı aylığına Hollanda’nın Groningen şehrine gittim. Groningen Üniversitesinde katıldığım grubun çalışmaları tezimden bağımsızdı ve beni kabul ettiklerinde yüksek lisans öğrencisi sanarak kabul etmişler meğer. Doktora yaptığımı söylediğimde yüzlerindeki ifade gerçekten ilginçti. Bana önce yüksek lisansta yaptığım çalışmalar hakkında bir sunum yaptırdılar. Mevcut olan projelerden birinde değil de yeni bir proje  yazmamı ve çalışmamı istediler. Benim gittiğim grup endokrin/metabolizma çalışıyordu. Benim hem hücre kültürü, hem hayvan modellemesi çalıştığımı öğrenmeleri ilgilerini çekti ve kendi bünyelerinde hücre kültürü çalışan kimse olmadığı için o alanları çalışan başka bir ekip daha çağırdılar. Tıp fakültesinden bir ekip çağırdılar. Biz hep birlikte bir proje yazdık. Ancak altı ay ne yazık ki çok kısa bir süre, projeyi tamamlayamadım ve devretmek zorunda kalıp döndüm. Geri döndüğümde bu deneyimin inanılmaz yararını gördüm. Bilime bakış açım dahil olmak üzere bu tecrübe bana çok şey kattı. İnsanların akademik çalışmalarında ki ciddiyetinden tutun, doktora tezlerinin bitiş savunmasının o görkemli sınavına bile şahit olmak inanılmazdı.

Anabilim dalınızdaki laboratuvarlardan bahseder misiniz?

Bünyemizde altı laboratuvar var. Bunlardan biri Biyofizik Laboratuvarımız. Fizyoloji laboratuvarımız var. Burada hem pratik derslerin bir kısmı yürütülüyor hem de deney hayvan cerrahi müdahalelerimiz gerçekleşiyor. Hayvanlarımızın barınmasını sağladığımız bir Deney Hayvanları Laboratuvarımız var. Donanımlı ve deneylerimizin yürütüldüğü bir Hücre Kültürü Laboratuvarımız var. Burada primer izolasyonu ile elde edilen hücrelerle ya da direk hücre bankalarından aldığımız hücre hatlarıyla hücre modellemesi çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Son olarak, Hücre Fizyolojisi Laboratuvarımız var. Bu laboratuvarda ise sitolojik ve histolojik boyamalar ile incelemeleri yapılmaktadır.

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Fizyoloji Bilim Dalı Hücre Kültürü Laboratuvarı

Kimlerle birlikte çalışıyorsunuz?

Çok geniş bir yelpazeye sahibiz, hem multidisipliner hem de interdisipliner çalışıyoruz. Ben çalışmalarımızda bizim ekibi hep olayın kalbi gibi hissediyorum ve nitelendiriyorum. Birileri bir malzeme üretir, biz ise bu malzemenin etkinliğini, toksisitesini vb denemelerini gerçekleştiririz. Bu hücre kültüründe de olabilir, hayvan modellemesinde de olabilir. Olayın nereye gideceğine bağlı olarak değişir. Fizyolojik olarak incelemek istediğimiz hastalık, durum ile alakalı olarak tasarlıyoruz. Bu yüzden ekip olarak hem kimyacılarla, hem biyoloji bölümünün tüm anabilimdalları ve bilim dalları ile çalışmalarımız olmakta. Diğer çalışma gruplarının ‘’bu madde/malzeme acaba şunu yapar mı’’ sorusuna cevap bulmaya çalışan ekibiz diyebilirim. Multidisipliner olarak; kimya mühendisliği, gıda mühendisliği, eczacılık fakültesi, diş hekimliği fakültesiyle çalışmalarımız oldu. Tıp fakültesinden kalp damar cerrahisi ile omuz omuza götürdüğümüz çalışmalarımız var. Göz doktorları ile çalışmalarımız var. Nanoteknoloji ve nanotıp anabilim dalı ile yürüttüğümüz Tubitak projemiz var. Genel olarak malzeme üreten ve elinde malzeme olan kişilerin, malzeme denemelerinin in vitro ve in vivo çalışmalarını yürütüyoruz diyebilirim. Bu yüzden hemen hemen her alanla çalışıyoruz aslında.

Dünyadaki ve Türkiye’deki doku mühendisliği, kök hücre çalışmaları ne durumdadır? Sizin çalışmalarınızın önemi nedir?

Dünyada; Amerika, Çin ve Almanya bu konuda çok ileri düzeyde. Türkiye’ye bakacak olursak, Türkiye’de bu hikayenin başlangıç noktasında diyebilirim. Aslında tüm hikaye ilk başta biyomalzemelerle başladı. Biyomalzeme dediğimiz, insanlarda gerçekleşen doku kayıplarını süspanse etmek için yapılan çalışmalarla başladı. Mesela kontakt lens gibi, kemik yamaları gibi şu an günümüzde patentli, tamamen ticari satılan bir sürü malzeme elde edildi. Ama ne yazık ki Türk halkının güvensizliği nedeniyle, burada piyasaya bir şeyler sürmeye kalkışıldığında talep azlığı yüzünden Türkiye bu alanda geri kaldı. Ancak bu alanlarda, Türkiye’de hatrı sayılır gruplar mevcut. Şu an yapılmaya çalışılan şey, üzerinde çalışılan biyomateryallere hücreleri katarak doku kaybında, mesela kalp krizi geçirdikten sonra hasta kalbinde oluşan nekrotik alan daha çok büyümeden organ nakli yerine doku yenilenmesini sağlamaya çalışmak. Patentli bir çalışmamız henüz yok ama bunun projelerini sürdürüyoruz. Alanımız çok dallı bu yüzden tek bir alanda çalışmalarımızı yürütmüyoruz. Yakın zamanda üç boyutlu kanser dokular gündeme geldi. Yapay malzemelerde yani vücuttan alınan bir dokuyu yapay hale getirerek yeniden kanser dokusu oluşturup, bunu in-vitro’da kanserli hastalarda tedavi amaçlı kullanılacak ilaçların denemelerini yapmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da böyle çalışmalarımız var. Gerçekten biyomühendislik ve kök hücre tedavisi çok geniş bir alan. Çok daha ileri gidileceğini düşünüyorum.

Bilimsel çalışmalarınıza ek olarak spor ve sanatla ilgileniyor musunuz?

Evet! Ben sporu bırakamıyorum. O da beni bırakmıyor. Lisede profesyonel basketbolcuydum. Daha sonrasında ya üniversite ya da spor gibi keskin bir yol ayrımına geldim. Bölümümü çok severek kazandım. Zaten Biyoloji Bölümü’ne tek tercihle gelmiştim. Üniversitede de basketbol takımına girdim ama çok zamanımı aldığını görünce çıkmak zorunda kaldım. Neredeyse her günü antrenman yaparak geçiriyorlardı ve ayın iki haftası şehir dışına çıkıyorlardı. Bu yüzden takımı bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra dayanamayıp fen fakültesi takımında yıllarca oynadım. Oynamaya 2002’den beri yüksek lisans, doktorada da devam edip, antrenörlüğe kadar geldim. Sonrasında fen fakültesinin spor koordinatörlüğü yaptım ve halen görevime devam etmekteyim. Her zaman gönlümün bir tarafında spor yer alıyor. Spor benim kırmızı çizgim gibi diyebilirim.

Hacettepe Üniversitesi ve Biyoloji Bölümü’ndeki görevlerinizden, faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Aslında burada ikisini ayırmak pek mümkün değil. Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı idari görevler ya da akademik görevler şeklinde konuşacak olursak; idari görevler Biyoloji Bölümü’ne bağlı olarak fen fakültesi spor koordinatörlüğü görevim var demin bahsettiğim gibi. Çalışmaya başladığım ilk yıllarda mezuniyet törenlerinde hep aktif görev aldım. Şimdi öz değerlendirme komisyonunda  görevliyim. Akademik olarak zaten yaptığımız çalışmaları sunarak ulusal ve uluslararası kongrelerde Hacettepe Üniversitesi’ni temsil ediyoruz. Yine yayınladığımız makalelerle üniversitemizi temsil ediyoruz. Aynı zamanda Hayvan Fizyolojisi ve Endokrinoloji derslerini bu dönem vermeye başladım. Umarım en yakın zamanda da yeni lisansüstü dersler açarak vereceğim ders sayısını arttırmayı planlıyorum. Son olarak, idari işleri eklemek gerekirse bölüm başkan yardımcısı olarak görev almaktayım.

Bölüm başkan yardımcılığına seçilmeniz size ne gibi katkılar sağladı?

İdari işleri öğrenmiş oldum diyebilirim. İdari işlerle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Sonuçta bizler burada akademisyeniz. Akademik çalışmalarımla beraber idari işler çok değişik bir perspektif katmaya başladı. Ancak ben akademik doygunluğa erişmiş bir akademisyen değilim. O nedenle bulunduğum görev yani  idari işlerin beni engellememesi için biraz, sanırım birazdan fazla enerji sarf ediyorum. Ama gerçekten güzel yanları da var.  Sonuçta her iş gibi bizim de bazı işlerimiz idari bir şekilde ilerliyor. Biz bu tarafıyla hiç ilgilenmiyorduk. Muhtemelen siz topluluktan dolayı yani tahminen bazı idari işlerle daha fazla yüzgöz oluyor bile olabilirsiniz. Kısaca, şu anda idari işlerin nasıl yürüdüğünü öğreniyorum. Öğrenilmesi gereken bir şeymiş. Bunları bir katkı olarak görüyorum.

Gelecekteki hedeflerinizden bahseder misiniz?

Akademik olarak daha çok çalışmam gerekiyor. Sürekli proje üreterek ve bu multidisipliner yani omuz omuza çalışabileceğimiz kişilerle iletişim kurarak sürekli alanımızda ismimizin de anılmasını istiyorum. Hücre ve Hayvan Modellemesi denildiği zaman, Hacettepe Biyoloji’de Esin AKBAY ÇETİN var onu arayıp onunla konuşabiliriz dedirttirecek şekle getirmek istiyorum. Şu an bu durum var ama bence daha iyi bir duruma gelmeli. Birçok yurt dışı bağlantıları kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Ufuk açmak gerekiyor. Kapı, yol açmak gerekiyor. Çünkü bireysellik kalmıyor, kalmamalıda ve sorumluluğumuz olan öğrencilerimiz var. Yetiştirmemiz gereken yüksek lisans ve doktora öğrencilerimiz. Onlar için  bursundan konusuna kadar her türlü gelişme için elimden geleni yapmak istiyorum. Hedeflerim bu yönlerde; daha çok ders açabilmek, daha çok proje üretebilmek, daha çok çalışmak. Dediğim gibi severek yaptığımız için bunlar zor değil yapılması gereken şeylerdir. Bence yapılamayacak şeylerde değildir.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle sizlere, benimle bu sohbeti gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Benim için çok keyifliydi. Umarım sizin içinde keyifli olmuştur. Sizlere söyleyeceğim başka eklemek istediğim; kesinlikle ümidinizi kıracak hiçbir şeye kulak asmayın. Siz apoletlerinize yıldızlarınızı ekledikçe; bu herhangi bir yabancı dilin geliştirilmesi olsun, ehliyet sahibi olmanız olsun, çalışmalarınız olsun, hedefleriniz olsun kim ne  derse desin önünüzde açılacak kapıya hazırlıklı olacaksınız. Mesela bizim dönem mezun olurken bölüme on yıldır kimse alınmamıştı. Şuanda da sanırım böyle bir rakama ulaşmak üzereyiz. Ümidimiz inanılmaz kırılmıştı. Ama ben yaptığım şeyi çok seviyordum ve ne yapmak istediğimi biliyordum. Evet kapı açıldı o dönemde belki şansımız yaver gitmişti ama en azından hazırdık. Mutlaka herkes için bir kapı açılıyor. Ama sizin hazır olmanız gerekiyor. Sadece hikaye o. Ah! kaçtı dediğiniz anda ne kadar süre attığını ne yazık ki bilmiyoruz. O yüzden siz elinizden geldiğince rotanızı çizmeye bakın. Rotayı çizerken de ne gerekiyorsa hazır olun. Benim size nacizane önerebileceğim bu. Ümidinizin kesinlikle bu pırıl pırıl bakan gözleriniz de yitirilmemesini diliyorum.

Değerli Esin hocamıza bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederiz.