Halk arasında pek bilinmese de hayatımızın birçok yerinde karşılaştığımız ve son günlerde adından COVID-19 salgını sebebiyle sıkça bahsedilen yarasaları ne kadar tanıyoruz? Benzeri salgınlar ile yarasalar arasındaki ilişkiler ne düzeydedir? Beraber inceleyelim.

Bilimsel adları Chiroptera olan bu canlıların koloni halinde yaşadıkları gözlemlenmiştir. Vahşi doğada aynı boyuttaki bir kemirgen 2 yıl yaşayabilirken yarasalar 40 yıl yaşayabilir. Genellikle diyetleri etobur olmakla birlikte meyve nektarları ile beslenen türlerinde olduğu bilinmektedir. Dünya üzerinde tanımlı 1300’den fazla yarasa türü vardır. Kemirgenlerden sonra en yaygın ikinci memeli grubudur. Aynı zamanda uçabilen tek memeli türüdür. [3]

Kanatları insan eline benzer kemiksi bir yapıya sahiptir. Her bir parmak birbirine esnek ince bir cilt tabakasıyla bağlıdır. Sahip oldukları esnek cilt yapıları ve hareketli eklemleri sayesinde hızla yön değiştirebilirler. [3]

Görsel ilgili kaynaktan alınmıştır..

Yarasalar iki çeşit olarak incelenirler; Mikrobatlar ve Megabatlar. Çoğu yarasa, geceleri çıkan ve böceklerle beslenen Mikrobatlardır. Yine geceleri görülen fakat diyeti bakımından farklılık gösteren bir tür vardır : Vampir Yarasalar. Özellikleri bakımından tam bir Mikrobat olmasına karşın diğerleri gibi böceklerle beslenmek yerine kanla beslenirler. Sığır ve atların kanları ile beslenen vampir yarasalar, Mikrobatlar arasında kan ile beslenen tek tür olarak bilinmektedir. [3,4]

Mikrobatlar karanlık mağaralarda gezinmek ve hava karardıktan sonra avlanmak için ses dalgalarını kullanırlar. Mikrobatlar bu ses dalgalarını nesnelerin yerini bulmak için kullanırlar ve bunu da güvenilir bir sistem olan ”Ekolokasyon” ile sağlarlar. Çıkardıkları yüksek perdeli ses, etrafta yankılanarak , etrafında ki nesnenin boyutunu ve ne kadar uzakta olduğunu söyler. Megabatlar tropik bölgelerde yaşar ; meyve, nektar ve polen ile beslenirler. Mikrobatlara oranla daha büyük gözleri vardır ve koku duyuları daha güçlüdür. Yine Mikrobatlar ile kıyaslandığında Ekolokasyon sisteminin Megabatlar’da olamadığını görürüz. [3]

Kutup bölgeleri, çöller ve birkaç izole ada dışında dünyanın her noktasında yarasalar ile karşılaşabiliriz. İyi tünek bulmak zor olduğundan büyük koloniler halinde yaşayan bu canlılar genellikle tüneller, mağaralar, ağaç oyukları ve eski binalarda yuvalanırlar. Tüm yarasalar baş aşağı tünerler. Bilim adamları bunun neden yapıldığına dair net bir bilgiye sahip olmasalar da bir hipoteze dayandırıyorlar : uçuşa geçmeleri durumunda rahatça uçabilmenin veya kaçabilmenin en kolay yolu baş aşağı durmaktır. Yer çekimi yardımıyla kanatlarını aşağıya bırakırlar ve 2 metreyi bulan bu kanatlarını rahatlıkla uçuş pozisyonuna getirirler,böylece bulundukları pozisyondan uçuş haline kolayca geçebilirler. [3]

Yarasalar, insanların çokça çekindiği ve hakkında birçok yanlış bilgi sahibi olduğu canlılardır.Fakat bilinenin aksine yarasalar çevre ve insan için önem taşımaktadır. Böceklerle beslenen Mikrobatlar, geceleri çok sayıda böcek tüketerek bitkiler için doğal bir haşere kontrolü sağlayarak çiftçiler için yıllık pestisit kullanımı azalttığı bilinmektedir. Biyokütle ve eklem bacaklı çeşitliliği açısından aynı zamanda da nektar tükettikleri için bitki tozlaşması açısından önemlidir(mango, muz, avokado). Bu nedenle birçok yarasa ”kilit taşı” tür olarak kabul edilir. Çünkü yoklukları ekosistemler arasında farklı kademelerden oluşan negatif etkilere sahiptir. [3,4]

Küresel salgın nedeniyle adını çokça duymaya başladığımız yarasaların virüslere nasıl konaklık ettiğini ve insanlarda nasıl ölümcül sonuçlara sebep olduğunu incelemeliyiz.

Uzun yıllardan beri farklı isimler ve sonuçlarla ortaya çıkan birçok viral patojenin kökeni meyve yarasalarında (Pteropidae ailesi) bulunur. Yarsa kaynaklı virüslerin geniş ekolojisi hakkında daha az şey bilinmektedir. Yarasalardaki viral çeşitliliğin kökenlerini veya yarasa ile ilişkili virüslerin doğada çoğalımını ve yayılımını anlamak adına gerçekleştirilen çalışmalar oldukça azdır.Az sayıda olmasına karşın araştırmaların sonucu gösteriyor ki yarasaların virüslere karşı şiddetli bağışıklık tepkisi, virüslerin daha hızlı çoğalmasını sağlıyor. [2,4]

Bu durum insanlar gibi ortalama bağışıklığa sahip memelilere atladığında virüslerin ölümcül hasara yol açtığını ortaya koyuyor. Yarasalarda meydana gelen viral enfeksiyon, virüsü hücrelerden uzaklaştıran hızlı bir tepkime meydana getirir. Bu tepkime,yarasaların yüksek viral yüklerle enfekte olmasını önleyebilir. Buna rağmen virüslerin bir savunma oluşturmadan önce bir konak içerisinde daha hızlı çoğalmasını teşvik eder. Bu da yarasaları hızlı çoğalan ve oldukça bulaşıcı virüslerin rezervuarı haline getirir. Yarasalar bu tür virüsleri tolere edebilirken, bu yarasa kaynaklı virüsler sonrasında hızlı tepki veren bağışıklık sistemine sahip olmayan bir canlıya geçtiğinde virüsler yeni kaynaklarını hızla boğarak yüksek ölüm oranlarına neden olur. UC Berkeley’den Cara Brook, ”Bağışıklık sistemimiz aynı antiviral stratejiyi denerse yaygın inflamasyon yaratacaktır. Ancak yarsalar immünopatoloji tehdidinden kaçınmak için benzersiz şekilde uygun görünüyor.”. Araştırmacılar, yarasaların doğal habitatının bozulması sonucunda hayvanların strese girdiği ve tükürüklerinde, idrarlarında ve diğer hayvanlara bulaşabilecek dışkılarında daha fazla virüs bulunduğunu söylüyor. [2,4]

Hızlı kalp atış hızı ve hızlı metabolizmaya sahip daha küçük hayvanlar, yüksek kalp atış hızı fakat daha yavaş metabolizması olan hayvanlara göre daha kısa ömürlüdür. Çünkü yüksek metabolizma daha yıkıcı serbest radikallere yol açar. Ancak yarasalar, aynı büyüklükteki diğer memelilerden daha uzun ömürlü olma konusunda benzersizdir. Araştırmacılar, yarasa kaynaklı virüslerin çoğunun bir hayvan aracılığıyla insanlara geçtiğini belirtti. SARS’ın, Asya Palmiye Misk Kedisi ile; MERS’in, develer yoluyla; Ebola’nın, goriller ve şempanzeler yoluyla; Nipah’ın, domuzlar yoluyla; Hendra’nın, atlar aracılığıyla; Marburg’un ise Afrika Yeşil Maymunları aracılığıyla bulaştığı bilinmektedir. Bu virüsleri yarasalara bağlayan net bulgular mevcuttur. [2]

Pteropid yarasalar Marburg Virüsü, Nipah Virüsü, Hendra Virüsü gibi son derece öldürücü patojenlerin doğal rezervuar konakçılarıdır ve genellikle ebola virüsleri barındırdığı varsayılır. [24]



Hendra Virüsü (HeV)

  • Meyve yarasalarından canlı hayvanlara ve insanlara geçiyor.
  • Kontamine gıdalardan da insanlara bulaşabilir.
  • Adını 1994’de ilk tespit edildiği Avustralya’nın Hendra kasabasından alıyor.
  • Ölüm oranı %57’dir.
  • Nadir görülen bir Zoonoz’dur.
  • Atlara ve insanlara bulaşan bir virüstür.
  • Hayvanlar için aşısı mevcuttur.
  • Her 7 kişiden 4’ü ve 70’den fazla at öldü.
  • Belirtileri, hafifi grip benzeri hastalıklardan ölümcül solunum veya nörolojik hastalığa kadar değişir. [1,7]



Nipah Virüsü (NiV)

  • Meyve yarasalarından canlı hayvanlara ve insanlara geçiyor.
  • Kontamine gıdalardan da insanlara bulaşabilir.
  • Zoonotik bir virüstür.
  • Adını 1998’de ilk tespit edildiği Malezya’nın Nipah kasabasından alıyor.
  • Ölüm oranı %70’dir.
  • 300 kişiye bulaştı 100’ün üstünde ölen var.
  • İlk belirtiler ateş, kusma ve baş ağrısı olarak ortaya çıkıyor. Daha sonra beyinde iltihaplanmaya yol açıyor.
  • İnsanlar veya hayvanlar için aşısı yok.
  • Domuzlara bulaştığı için çiftçilere ekonomik zarara neden olmuştur. [1,8]



Marburg Virüsü

  • Meyve yarasalarından canlı hayvanlara ve insanlara geçiyor.
  • Kontamine gıdalardan da insanlara bulaşabilir.
  • Zoonotik bir virüstür.
  • Adını 1967’de ilk tespit edildiği Almanya’nın Marburg kasabasından alıyor.
  • Ebola virüsünün akraba türüdür.
  • 2005’de 200 kişinin ölümüne sebep oldu
  • Vücut sıvıları aracılığıyla bulaşıyor.
  • Ölümcül vakalar da birden fazla yerde kanama görülür. 8-9 gün içerisinde de ölüm gerçekleşir. [1,5]



Ebola Virüsü

  • Meyve yarasalarından canlı hayvanlara ve insanlara geçiyor.
  • Kontamine gıdalardan da insanlara bulaşabilir.
  • Zoonotik bir virüstür.
  • Adını 1976’da ilk tespit edildiği Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırlarında bulunan Ebola nehrinden alıyor.
  • Ölüm oranı %50’dir.
  • 11 bin kişi yaşamını yitirdi.
  • Belirtilere kusma, ishal,döküntü,böbrek ve karaciğerde fonksiyon bozukluğu görülür.
  • 2014-2016 salgını, virüsün ilk 1976’da keşfedilmesinden bu yana en büyük ve en yaygın Ebola salgınıdır.
  • El hijyeni yayılımda büyük bir önlemdir. [1,6]




MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu)

  • Meyve yarasalarından canlı hayvanlara ve insanlara geçiyor.
  • Kontamine gıdalardan da insanlara bulaşabilir.
  • Zoonotik bir virüstür.
  • İlk vaka 2012’de Suudi Arabistan’da tespit edildi.
  • Ölüm oranı %35’dir.
  • Vakaların %80’i bu ülkeden.
  • Solunum yollarını etkileyen viral hastalıktır. [1]





SARS (Şiddetli Akut Solunum Yetmezliği Sendromu)

  • Meyve yarasalarından canlı hayvanlara ve insanlara geçiyor.
  • Kontamine gıdalardan da insanlara bulaşabilir.
  • Zoonotik bir virüstür.
  • 8058 vaka, 774 can kaybı vardır.
  • 2002 ve 2004’de iki büyük salgına yol açtı.
  • Solunum yolunu etkileyen viral bir hastalıktır.
  • Bilim adamları Çin’in güneyinde gıda maddesi olarak tüketilen Misk Kedisi aracılığıyla bulaşmıştır. [1]









Kaynakça

  1. BBC News, Dünya’da salgın hastalığa dönüşme riski en yüksek olan virüsler hangileri?, 2018, İlk Erişim Tarihi: 15/03/2020
  2. Berkeley News, Robert Sanders, Coronavirus outbreak raises question: Why are bat viruses so deadly?, 2020, İlk Erişim Tarihi: 15/03/2020
  3. National Geographic, Elissa NUÑEZ, Bats, İlk Erişim Tarihi: 17/03/2020
  4. Andrew J. Bennett, Trenton Bushmarker,[…], Tony L. Goldberg, Diverse RNA viruses of arthropod origin in the blood of fruit bats suggest a link between bat and arthropod viromes, Virology, Pages 64-72, 2019
  5. World Health Organization, Marburg Virus Disease, İlk Erişim Tarihi: 22/03/2020
  6. World Health Organization, Ebola Virus Disease, İlk Erişim Tarihi: 22/03/2020
  7. World Health Organization, Hendra Virus Disease, İlk Erişim Tarihi: 23/03/2020
  8. World Health Organization, Nipah Virus Disease, İlk Erişim Tarihi: 23/03/2020
  9. Groneberg,D., Hilgenfeld,R. ,Zabel, P.,(2005),”Molecular mechanisms of severe acute respiratory syndrome (SARS)”, Respiratory research 6(1):8