Ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu – coronavirus 2 (SARS-CoV-2), insanlarda ağır dereceli solunum yetersizliğine sebep olan pozitif zincirli RNA virüsüdür.

Tek zincirli pozitif RNA virüslerinde genom replikasyonu için kullanılan enzim, RNA bağımlı RNA polimeraz enzimi olup, kalıp olarak pozitif RNA kullanılır ve negatif RNA kopyası oluşturulur. Yine RNA bağımlı RNA polimeraz enzimi kullanılarak, negatif RNA zincirinden pozitif RNA sentezi gerçekleşir. Virüsün protein sentezi için öncelikle gereken ve DNA’daki bilgiyi taşıyan mRNA ise, ilk olarak sentezlenmiş negatif RNA zincirinden RNA bağımlı RNA polimeraz enzimi kullanılarak sentezlenir yani transkripsiyon gerçekleşir. Sentezlenmiş mRNA ise pozitiftir. Ekspresyonu gerçekleşen mRNA, translasyonda kalıp olarak kullanılarak viral proteinlerin sentezi gerçekleşir.

SARS-CoV-2 genomu, SARS-CoV ile yaklaşık olarak %80 benzerlik taşımaktadır ve yarasa coronavirüsü BatCoV RaTG13 ile %96’lık bir benzerliğe sahiptir.[1]

Şimdi, bahsi geçen virüs hakkında derlediğimiz bazı bilgileri sizlerle paylaşmak isteriz.

Koronavirüs’ün Sizi Ne Kadar Hasta Edeceğine Dair Cevap Genlerinizde Olabilir [2]

Enfekte bireylerin yalnızca bazıları hastalık belirtilerini göstermektedir. Hastalık belirtilerini gösterenleri de kendi içlerinde hafif, orta ve ağır olmak üzere gruplara ayırmak mümkündür. Orta ve ağır klinik tabloya sahip bireyler sıklıkla ya ileri yaşta ya da altta immün yetmezlik sorunu bulunan kişiler arasında yer almaktadır. Bu grubun dışında sağlıklı ve nispeten genç bir grup da viral enfeksiyondan ağır olarak etkilenmektedir. Araştırmacılar, bu gizemi açıklayabileceğini umduğu DNA varyasyonlarını bulmak amacı ile hastaların genomlarını taramaya hazırlanmaktadır. Elde edilen bilgiler ile risk seviyesi yüksek bireyler tespit edilip korunabilir ve yeni tedaviler için rehberlik sağlayabilir.

İtalya gibi salgının ağır darbe vurduğu ülkelerde bulunan COVID-19 hastalarından DNA örnekleri alınmaktadır. Buradaki amaç, hiçbir ciddi hastalığı bulunmayan COVID-19 hastaları ile ciddi hastalıklara sahip COVID-19 hastalarının DNA’larının karşılaştırılmasıdır.

Proje, Helsinki Üniversitesi Finlandiya Moleküler Tıp Enstitüsü’nden Andrea Ganna ve ekibi tarafından yürütülmektedir.

Coronavirüsün solunum yolu hücrelerine girmek için kullandığı hücre yüzeyi proteini anjiyotensin-dönüştürücü enzim 2’yi (ACE2) kodlayan gen gibi bazı şüpheli genler bulunmaktadır. Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nden Philip Murphy, reseptörde değişime sebep olan ACE2 reseptör varyasyonlarının virüsün hücre içine girmesini kolaylaştırabileceğini ya da zorlaştırabileceğini söylemektedir. Philip Murphy’nin laboratuvar ekibi, bazı bireyleri HIV’e oldukça dirençli kılan başka bir insan hücresi yüzey proteini olan CCR5’teki nispeten yaygın mutasyonları tanımlamıştı.

Andrea Ganna ve Finlandiya Moleküler Tıp (FIMM) Yöneticisi Mark Daly, COVID-19 Konak Genetiği Girişimi adlı proje için bir internet sitesi kurdu. Yürüttükleri büyük biyobanka çalışmaları ile binlerce gönüllünün DNA’ları ve sağlıkları arasındaki ilişkiyi yıllar boyunca inceleyen meslektaşlarına ulaştılar. Katılanlar arasında FinnGen ve Sinai Dağı Icahn Tıp Fakültesi biyobankası da bulunmaktadır.

UK Biyobankası, İzlandalı firma deCODE Genetik, Harvard Üniversitesinden George Church tarafından yürütülen Kişisel Genom Projesi, Rockefeller Üniversitesinden Pediatrik Araştırmacı Jean-Laurent Casanova ve ekibi de proje tasarlayan ekipler arasında.

ACE2 reseptöründeki genetik varyanslara ek olarak, bilim insanları, immün sistemin bakterilere ve virüslere yanıtında etkin olan insan lökosit antijen genlerindeki değişimlerin hastalığın ağırlığında bir etki yaratıp yaratmadığını görmek istemektedir.

Hamilelerde COVID-19 [3]

Çin Halk Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı ülkelerden sağlık yetkilileri, yenidoğanlar ile enfekte olmuş annelerin ayrı kalmasını önerirken; Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) de dahil olduğu diğer bir grup ise annenin koruyucu kullanması şartıyla yenidoğanların anneleriyle birlikte olmasını ve emzirmenin gerçekleştirilmesini önermektedir.

200 milyondan fazla hamile kadın, bu yeni virüs tarafından enfekte olma riski altındadır.

Karar elbette ailelere ve anne ile bebeğin sağlık durumu gibi etkenlere bağlıdır. Zürih Üniversitesi Hastanesinden yeni doğan uzmanı Manuel Schmid, “Görünen o ki pek çok çocuk yeni virüsten etkilenmemektedir. Etkilenenler ise hafif şiddette hastalığa sahiptir.” demekte.

Şu ana kadar elde edilen kısıtlı bilgiler doğrultusunda COVID-19’un yenidoğanlar da dahil olmak üzere çocuklarda ağır derecede komplikasyonlara yol açmadığı bilinmektedir.

Yeni bir çalışma Çin Halk Cumhuriyeti’nin Wuhan şehrinde enfekte annelerden doğan 33 bebeği inceledi. JAMA Pediatrinin bildirdiğine göre yalnızca üçü doğumdan sonra virüs açısından pozitif çıktı. Üçü de pnömoni belirtileri gösterdi ancak zamanında doğan ikisi birkaç gün içinde iyileşti ve altı günlük olduklarında virüsten tamamen temizlendiler.

İki ay erken doğmuş olan üçüncü bebek ise ağır solunum bozukluğu ve bakteriyel enfeksiyon gibi ağır komplikasyonlar sebebi ile yeni doğan yoğun bakım ünitesinde yattı. Bununla birlikte yetkililer, prematüre bebeklerde bu tarz problemlerin yaygın olduğunu söylemekte. Bu sebeple bebekte gerçekleşen belirtiler virüsten kaynaklanmıyor olabilir. Ayrıca bebek doğumundan yedi gün sonra virüs açısından negatif çıktı ve sonunda tamamen iyileşti.

Enfekte olan üç bebek de sezaryen ameliyatı ile doğdukları ve doğumdan hemen sonra annelerinden ayrıldıkları için nasıl enfekte oldukları açık değil. Araştırmacılar kordon bağı kanında, vajinal örnekte ve amniyotik sıvıda virüsü bulamadılar.

Pek çok veri bebeklerin doğumdan evvel enfekte olmadıklarını desteklese de JAMA’da yayımlanan bir çalışma bunun doğru olmayabileceğini göstermektedir. Bu ipucu, bir enfeksiyon sonucunda ilk olarak oluşan IgM adlı bir antikor türünden geldi. IgG olarak adlandırılan bazı antikorlar, anneden fetüse plasenta aracılığı ile geçmektedir ve bebekleri, doğumdan sonra karşılaşabilecekleri bakterilerden ve virüslerden korur. Yedi bebek de yeni coronavirüse karşı IgG antikorlarına sahipti ki bu antikorlar muhtemelen annelerinden geçmişti. Bununla birlikte IgM antikorları genellikle, plasentadan geçemeyecek kadar büyüktür. Yine de araştırmacılar, yedi bebeğin üçünde COVID-19’a karşı IgM antikor buldular.

Bebeklerin kanında IgM antikorlarının bulunması, bebeklerin virüsle rahim içinde karşılaşmaları sonucunda kendi antikorlarını ürettiklerini düşündürmektedir.

Dünya Sağlık Örgütünde bir bilim insanı olan Pura Rayco-Solon, anne sütünün, annenin o zamana kadar savaştığı enfeksiyonlara karşı ürettiği antikorları iletmesi gibi pek çok açıdan bebeği enfeksiyonlara karşı koruduğunu hatırlatmakta.

Kimse anne sütünde COVID-19’a karşı antikor bulunduğunu bildirmedi ancak 2004 yılında yapılan bir çalışmada hamileliği sırasında, COVID-19 benzeri bir hastalığa yakalanan bir annenin sütünde COVID-19 ile akraba olan SARS virüsüne karşı antikorlar bulunmuştur. Bununla birlikte, bebek zamanında ve sağlıklı doğmuştur. Şu ana kadar COVID-19 ile enfekte olmuş çok sayıda kadın ile yapılan çalışmalarda anne sütünde virüsün kendisine rastlanmamıştır. Çin’den gelen raporlara göre, gebeliğinin sonlarında COVID-19 ile enfekte olmuş bir düzineden fazla kadını içeren çalışmalarda, eğer belirtiler görüldüyse bunların, diğer yetişkinlerinkine benzerlik gösterdiği belirtilmiştir.

Kaynaklar: Yan, R., Zhang, Y., Li, Y., Xia, L., Guo, Y., Zhou, Q. (2020). Structural basis for the recognition of SARS-CoV-2 by full-length human ACE2. Science, 367(6845) 1444-1448


Kaiser, J. (2020).How sick will the coronavirus make you? The answer may be in your genes. Science.

Gretchen, V. (2020). New coronavirus leaves pregnant women with wrenching choices—but little data to guide them. Science.