Okumaktan keyif alacağınız çok güzel bir bilim kadını biyografisi ile karşınızdayız: Bilimin Öncü Kadını Remziye Hisar.

Remziye Hisar laboratuvarda çalışırken.

Kimdir Remziye Hisar?

Yüzyıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu coğrafyasında, bir devrin kapanıp bir devrin açıldığı Cumhuriyet tarihinin ilk kimyageri, dönemindeki meslektaşlarının zihniyeti yüzünden önüne hep engeller çıkarılmasına rağmen yolundan vazgeçmeyen ve kalbi bilim aşkı ile atan bir kadın, kocaman gözlüğü ve beyaz önlüğü ile bir anne…

Çok başarılı bir çocukluk hayatından sonra yine çok başarılı bir gençlik hayatı sürmüş, birinciliklerle mezun olduğu okullardan sonra Darülfünun’un kimya şubesine yazılmıştır.

Bir röportajında, “Neden fen bilimleri ?” diye sorulduğunda bu sözleri paylaşıyor:

“Fen derslerinde kanunlarda olsun, buluşlarda olsun hep yabancı isimler görmek beni kahrediyordu. Fen alanında bir tek Türk ismi görememenin ezikliğini, bu dalda başarılı olursam giderebilirim sanıyordum.”

Dönemin şartları yüzünden üç bilim kadını ile birlikte erkeklerden ayrı bir eğitim alıyor. Daha sonra kadın olduğu için ailesinde evlenme zorunluluğu gündeme geliyor, ancak o okumak ve bilim insanı olmak istiyor. Bunun üzerine evlenme baskısından kaçabilmek için üç arkadaşı ve bir hocası ile öğretmenlik yapmaya Bakü’ye gidiyor, bu yüzden kimya tahsili yarıda kalıyor. Bunun yanı sıra mevcut siyasi koşullar yüzünden Bakü’de öğretmenlik yapması da mümkün olmuyor ve İstanbul’a dönüyor. İstanbul’da iken oğlu Feza Gürsoy doğuyor. Bilim yapamadığı ve hayatını kazanabilmek için yaptığı alakasız işlerde çalıştığı sürecin ardından Paris’te bilim öğrenebileceğini duyup göç ediyor. Kendi kendine matematik öğreniyor, Sorbonne’da Marie Curie, Charles Fabry gibi isimlerden eğitim alma şansı buluyor ve sonunda kimya lisansını tamamlıyor. Bu sırada kimyanın bütün dalları arasında en çok biyokimyaya meraklı olduğunu keşfediyor.

Remziye Hisar ve oğlu Feza Gürsey.

Türkiye’ye geri dönüş yapıyor ve doktora yapmak istiyor. Ancak dönemin eril zihniyeti yüzünden bu mümkün olmuyor: Dönemin maarif vekili Cemal Hüsnü, Remziye Hisar’ın doktora yapmasına izin vermiyor.
Sizi tekrar Avrupa’ya göndereceğiz, ama doktora yapmak için değil. Biz sizin bir mektebin başına geçmenizi arzu ediyoruz.”
sözlerinin üzerine Remziye Hisar müdürlük ile ilgilenmediğini belirtince de Erenköy Lisesi’ne üçüncü muavin olarak atıyor. Bir süre sonra dikbaşlılığı ve hırsı sayesinde yetkilileri doktora yapmasına izin verdirtiyor ve 6 yaşındaki kızı Deha ile birlikte doktora yapmak üzere Paris yollarına düşüyor. Paul Victor Henri Pascal ile birlikte fosfat kompleksleri üzerine çalışıyor, doktorasının bitmesine tam 3 ay varken eril zihniyet yine kendini hissettiriyor: döneminin Milli Eğitim Bakanı Rüştü Uzel tarafından: ” Bir kadın, hele de iki çocuklu bir kadın, Sorbonne’da tahsil mi yaparmış! ” denilerek Türkiye’ye geri çağırılıyor. Yine de bir yolunu buluyor ve tezlerini hazırlayarak Fransa’dan akademik takdir kazanıyor.

Ardından 1933 kanunuyla tayini çıkıyor ve Türkiye’ye geri dönüyor. Darülfünun’un Kimya kürsüsüne atanıyor. Kendisinden başka üç bilim kadını daha var: Türkiye’nin ilk kadın kimyacılarından ve ilk rektörü Ayşe Saffet Rıza Alpar, Türkiye’nin ilk kadın Botanistlerinden Sara Akdik ve Türkiye’nin ilk kadın Zoologlarından Fazıla Şevket Giz. Remziye Hanım burada fizikokimya dalına geçiş yapıyor.

Darülfünun’un ardından Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü’ne geçiyor, ancak orada da araştırma yapamıyor: hocası olmadık ve basit işlerle onu oyalıyor. Günlük tahliller yaptırıyor, araştırma yapmasına izin vermiyor. Remziye Hanım da kendi cebinden ayırdığı paralar ile esrar üzerine, Türkiye’deki vitaminler üzerine araştırmalar yapıyor. Bu sırada Eczacılık Mektebi’nde boş bir kadronun olduğunu duyuyor ve oraya geçmek istiyor, sınavlarına giriyor. Böylece 1942’den 1947’ye kadar Toksikoloji Doçenti ve Analitik Kimya Doçenti olarak Analitik Kimya ve Toksikoloji dersi veriyor. Fakültenin şartları elverişli olmadığı için kendi evinden şişeler taşıyarak bir laboratuvar kuruyor. Burada da engeller karşısına çıkıyor: Zorluk çıkartabilmek adına tüm dersleri ilk saate koyuluyor, okula gidebilmek için 6 buçuk vapuruna biniyor her gün. Asistanlarına terazilerini kırdırtıyorlar, dengesini bozduruyorlar, her sabah uğraşacağı böyle işler çıkartıyorlar başına.

Daha sonra 9 Mayıs 1947’de Teknik Üniversite’ye geçiş yapıyor. Makine Fakültesi’nde çalışıyor: artık araştırma yapma imkanları verilmiş. Ders vermiyor, araştırma yapıyor. Ancak laboratuvardaki durumlar yine çok kötü. Burada çok güzel buluşlar yapıyor, dünyaca takdir ediliyor. Fransız hükümeti ilim nişanına layık görüyor.

Remziye Hisar ve öğrencileri laboratuvar dersinde.

1959 senesinde Maden Fakültesi’nin açılması üzerine oraya Doçent olarak tayin ediliyor. 1962 senesine kadar “Yakacak Kimyası” dersi veriyor.1962 senesinde bir kimya fakültesi açılacağını duyuyor, kendisine de kürsü başkanlığı teklif ediliyor. Önce inanmıyor, şaka yapıyorlar sanıyor. Ama hakikaten fakülte açılıyor, kendisine de Analitik Kimya kürsüsünün başkanlığı veriliyor. Böylece 27 sene doçent kaldıktan sonra 1962 senesinde profesör oluyor. 1973 tarihine kadar Analitik Kimya Kürsüsü Başkanlığı’nı sürdürüyor.

Remziye Hisar’ın hayatını konu edinen; kendi cümleleri ile bizzat karşılaşacağınız, Remziye Hisar ile birebir sohbet şansına sahip olabileceğiniz “Bilimin Öncü Kadını: Remziye Hisar” kitabını okuduğunuzda Remziye Hisar ile birlikte nice zorluklar ve nice başarılar ile karşılaşacaksınız. Onun hikayesini kendi ağzından dinledikçe bilim uğruna neler feda edilebileceğini tekrardan düşüneceğiniz bu kitabı siz okurlarımıza öneriyoruz!

Yazı Sahibi

Hacettepe Üniversitesi Ekoloji Grubu Topluluğu