Biyoloji, “canlı” olarak kabul ettiğimiz organik varlıkların ve bu varlıklarla bağıntılı her konunun araştırmasını yapan bilim dalıdır. Biyolojinin kapsamı içerisinde diğer tüm bilimler yer almaktadır; bu sayede biyoloji, geliştirilmesi multidisipliner yönü yüzünden kompleks, fakat geliştirildiğinde hızlı ilerleyen ve bolca bilgi üreten bir bilimdir. Biyolojinin bu özellikleri -tıpkı doğa biliminin temellerinin atıldığı eski çağlarda olduğu gibi – onu kimi zaman bir fikir ve tasarı konusu hâline getirmiştir. [1] Bu düşünceden, biyoloji biliminin getirdikleri ile örtüşen; sanat, zihin egzersizi ve spekülasyon değeri taşıyan, “bilim ve sanat sentezinden doğan” konseptler türetilmiştir. Bu konseptlerin bazıları, güncel insan yaşamında yeri olmadığından -veya kimi zamanlar ise direkt bilimle uzaktan yakından alakası olmayıp, yaratılışlarında başka bir amaç güdülen “kriptidler” (cryptids) absürt kaçtıklarından- dolayı, haklı sebeplerce göz ardı edilmişlerdir. Fakat bilimdeki son gelişmeler, birkaç konsepti tekrar gözden geçirmemiz ve yeni bilgiye hazır hâle getirmemiz konusunda dürtüler uyandırmakta. Gelin hep beraber Ksenobiyoloji (Xenobiology), Astrobiyoloji (Astrobiology) ve Spekülatif Evrim (Speculative Evolution) konseptlerini inceleyelim. Fakat bunları incelemeden önce evrimin ne olduğu hakkında gözden geçirilmiş, minimalist bir tanıma ihtiyacımız olacak.

Evrim Nedir?


Tardigrad | Cosmos belgeseli.

  Yaygın olarak biyolojik evrimden bahsederken kullanılan “evrim” kelimesi, aslında evrenimizin en temel işleyiş mekanizmalarından birine bir atıftır: Değişim. Bu kapsamda evrim, küçük değişikliklerin zaman içerisinde birikerek büyük farklılıklara dönüşmesi olarak tanımlanabilir. Bu tanım, evrim konseptini evrenimizdeki her şeye uydurabilmemize -ve dolaylı yoldan da bir şeyleri anlamamıza- olanak sağlamaktadır: İnsan düşünceleri, hayvanların sosyal yapısı, müzik enstrümanları, moda trendleri, sanayi, savaşlar, gezegenimiz, yediğimiz meyveler, ulaşım yöntemlerimiz; atomlar, elektronlar, protonlar, moleküller vb. gibi, kâh gündelik kâh profesyonel alanlarda karşımıza çıkan olgular, evrime tabidir. Şimdilik, bu konu için gerek duyulan evrim konseptleri; kimyasal evrim, fiziksel evrim ve biyolojik evrim olacaktır. [2][3][4]

Olgu, Teori ve Kanun


  İnsanların, birbirlerine bilgi aktarımı esnasında kimi noktada seçici davranmaları, zaman içerisinde önemli noktaların unutulmasına yol açmıştır. Teori ve kanun tanımları, yıllarca müfredatlar arasındaki çatışmada hasar görmüşlerdir. Bu iki bilimsel terim, birbirlerine dönüştürülemeyen ve tamamen ayrı işlevlere sahip olan iki alettir. Unutmamalıdır ki, ikisi de bilimsel metotlara dayanır ve küçük parçalardan büyük parçalar haline getirilirler. İkisi de deneylere ihtiyaç duyar ve kesin kanıtlar gerektirir. Bu açıdan birbirlerine benzeseler de, aşağıda belirtilen açıdan bir benzerlik söz konusu değildir:

  Teori, bir olguyu açıklamak için kullanılır. Teoriler, bir gözleme dayalı hipotezlerden köken alırlar. Teoriler, bir olguyu tamamıyla açıklamak için epey bir miktar kanıta ihtiyaç duyarlar. Bu olgular üzerine daimî bir araştırma söz konusudur ve teorinin sunduğu açıklamayı gittikçe daha doğru ve kabul edilir kılmak için bir sürü bilim dalından destek alınır. Ekonomik Teori, Bilgi Teorisi, Evrim Teorisi, İzafiyet Teorisi, Büyük Patlama Teorisi, Hücre Teorisi, buna verilecek birkaç güzel örnektir. [Ek 1]

  Kanun, bir olguyu betimlemek için kullanılır. Kanunlar da gözlemlerden oluşturulan hipotezlerden köken alır. Kanunlar, betimledikleri olgular hakkında dünyanın her yerinde yapılan deneylerin aynı sonucu vermesine ve bilim bazında birer temel oluşturup oluşturamayacaklarına göre oluşturulurlar. Kanunların açıklamalarını yine teoriler üstlenir; teorilerde kullanılan olguların ne olduklarının tasvirini kanunlar üstlenir. Bu düalite, bilimin ilerlemesi açısından oldukça önemlidir. Yerçekimi Kanunu’nun İzafiyet Teorisi’nde kullanılması, Ohm Kanunu’nun Devre Teorisi’nde kullanılması, Kütle Korunumu Kanunu’nun Kinetik Teori’de kullanılması, buna verilebilecek birkaç güzel örnektir. [Ek 2]

  Olgular ise, üzerinde araştırmalar yapılan, bu araştırmalardan hipotez oluşturulan ve bu hipotezlerden yola çıkılarak uzun ve emek isteyen çalışmalar sonucunda kanun veya teori hazırlanan; gözlemlenebilen ve varsayıma dayalı olduğu halde kendisi bir varsayım olmayan şeylerdir. Bilimde genel kabul gören olgu kavramı, ontolojik açıdan materyalizme dayalıdır; yani bir olgu her ne kadar doğaüstü veya doğa dışı dursa da, temelinde evrenin mekanizmalarınca açıklanabilir ve kökenine inilebilir. Bu bakış açısı, bilimin ilgilendiği ve üzerine çalışmalar yürüttüğü mekanizmalarla bir uyum içerisinde olduğundan, bilim insanlarınca kabul edilir ve kullanılır.

Spekülatif Evrim


  Spekülatif evrim, genellikle internet sayfalarında “spekülatif biyoloji” veya “spekülatif zooloji” şeklinde yazıldığını da gördüğümüz, “spekülatif kurgu” kategorisinin bir alt dalıdır. Bu kurgu her konuda olabilir, ve yaratılışında; kimyasal, fiziksel ve biyolojik evrim kanunlarından yararlanılır ve kurgudaki öznelerin zaman içerisinde geçirecekleri (veya zaman içerisinde geçirmiş oldukları) evrim betimlenmeye çalışılır. Spekülatif evrim temalı kurgular, genellikle evrimsel baskıların nispeten daha sert ve daha hızlı yaşandığı hayvanlar alemi üzerinden yazılmış olsa da (“After Man: A Zoology of the Future” kitabı, “The Future Is Wild” belgeseli, “The New Dinosaurs” gibi eserler), bitkiler alemi üzerine yazılmış kitaplar da (“Radical Botany: Plants and Speculative Fiction” gibi) nispeten yeni yeni piyasaya çıkmaktadır. Dougal Dixon¸ spekülatif zoolojinin popüler hâle gelmesine pek önemli katkısı bulunan önemli yazarlardandır; fakat spekülatif biyolojinin “fikir babası” niteliğini taşıyan isim başka bir yazardır: Herbert George Wells.

  H. G. Wells, son zamanlarda filmi de çekilmiş olan “Zaman Makinesi” adlı kitabında, spekülatif zoolojinin temellerini atmıştır (ve Dougal Dixon’a kitaplarını yazması için ilham vermiştir). Kitaptaki; yeni canlı türleri, insanların alternatif bir zaman çizelgesinde geçirmiş oldukları değişimler ve genel olarak Dünya üzerindeki yaşamın görüntüsünün nasıl değişik olacağının betimlemeleri, gerçekten ilgi uyandırıcıdır. Hatta, yazının bu kısmını bir kitap önerisi olarak görebilirsiniz.

  Lakin, spekülatif evrim ürünü canlılar ile; mitlere ve efsanelere konu olan canavarlar ve yaratıklar karıştırılmamalıdır. Mitoslardaki canlılar insanlığın; ilkel korkularının (bkz: “Primordial fears”), alışılmadık düşüncelerinin, yaşanan deneyimlerin yorumlanma çabalarının veya doğayı gözleminin bir ürünü olarak ortaya çıkmış yaratıklardır: Şahmeran, Medusa, Tepegöz, Minotor, Yggdrasill; elfler, periler, cüceler, iblisler vb…

İnsan düşüncesi, mitler ve efsaneler, genel varlık, ve evrenimiz hakkında farklı bir pencereden bakmak isterseniz, Evrenimiz ve İletişim adlı yazı serisinin ikinci gönderisine buradan bakabilirsiniz.

Fakat spekülatif biyoloji kapsamında betimlenen canlılar, bilimsel metotlar sayesinde tasarlanmış; kimyasal, fiziksel ve biyolojik evrim kurallarına mümkün olduğunca uygun, evrimsel süreçlerinin bu kurgusal (veya esinlenilmiş) gezegenin tarihinde ve ekolojisinde temeli bulunan, insanların ilkel ve temel düşüncelerine hitap eden, ve adeta “düşünsel bir evrim simülasyonundan” fırlamış canlılardır. Spekülatif biyolojinin -ve dolaylı yoldan spekülatif evrimin- bu özellikleri, biyolojik evrimin pratiğe dökülüşünde önemli örnekler sunmakta ve günümüz şartlarında atacağımız adımların ekolojik izlerini tahmin etmemizi bir hayli kolaylaştırmaktadır. Mesela, Dougal Dixon’ın After Man: A Zoology of the Future adlı kitabında, bir zaman yolcusunun gözünden, günümüz hayvanlarının 50 milyon yıl sonraki formlarını, 50 milyon yıl içerisinde gerçekleşmesi tahmin edilen çevresel olaylarla birlikte evrilmeleri bazında inceleme fırsatı buluyoruz. Kimi avcı türlerin yok olmasıyla beraber göç eden ve göç ettikleri bölgenin şartlarına adapte olmuş “Horranlar” veya “Rabunlar” gibi avcı-maymun türlerinden, tavşanların soyundan gelme geyikvârî “Rabbuck” türlerine, günümüz hayvanlarının insan etkisi ile değişen çevreye adapte olmuş versiyonlarını görebiliyoruz. The Future Is Wild belgeselinde, günümüzden 200 milyon yıl sonra var olan; “Squibbon” adı verilen zeki kara ahtapotumsularından, “Megasquidadı verilen fil boyutundaki dev kara kalamarımsılarına kadar birçok evrimsel yön düşünülerek tasarlanmış canlı hayal edilmiş. Elbette, 200 milyon yıl bizim için çok uzun bir süre. Fakat bu, tasarı için kullanılan bilimsel temellerin bir değeri olmadığı anlamına gelmez. Bu tarz düşünce uğraşları, eldeki verilere bakarak kimi canlıların evrimsel sürecinin aydınlatılmasına ve direkt var olup olmadıklarını anlamamıza da yarayabilir. Bu, özellikle paleontologlar için çok kullanışlı bir araç olabilmektedir.

  Spekülatif evrimin bir diğer kullanışlı yanı ise, evrenimizde canlılığın nasıl oluşabileceğine, nasıl sürdürülebileceğine veya nasıl bir forma bürünmüş olabileceğine dair sorulara yaratıcı ve olası yanıtlar türetmesidir…

Astrobiyoloji & Ksenobiyoloji


“Uzaylılar var mı” sorusu, popüler kültürün de bir hayli nemalandığı bir konudur. Bu soruya gerçekten cevap verebilmemiz için, genelgeçer bir kanıt bulunması gerekmektedir. Fakat, tabiidir ki kanıtlar “gökten düşmüyor.” Astrobiyoloji (eski adıyla egzobiyoloji), 1992’de ilk ötegezegen bulunduğundan beri gittikçe gelişmekte olan bir daldır.[5] Basitçe, evrendeki canlılığı araştıran bir bilim dalıdır. Her ne kadar şu ana dek Dünya dışı bir canlı keşfedilmese olsa dahi; canlılığın Dünya’da var ve incelenebilir olması ve bu incelenebilirlik özelliğinden doğan Abiyogenez Teorisi (kimi kaynaklarca bir “hipotez” olarak da belirtilmektedir) gibi eserlerin araladığı kapılar [4][6][7][8]; NASA, ESA, Roscosmos gibi kuruluşların Dünya dışı yaşam arayışına girmelerine -veya en azından bu konuda bir altyapı oluşturmalarına- teşvik etmiştir.[9][10][11][12] Astrobiyolojinin önemi sadece “yalnız değiliz” deme umudunu sağlıyor olması ile bitmiyor; eğer ki Dünya dışı canlılık kanıtlanırsa, dünyamızdaki birçok şey kökünden değişecektir. Buna; insanların genel düşünce yapısı, insanların kozmostaki yerinin algısı, kimi inanışlar ve dünya genelindeki hemen hemen tüm müfredatlar da dahil.

  Ksenobiyoloji ise bi’ tık daha farklı. Adındaki “kseno” kısmı, Yunanca “yabancı” anlamındaki “xenos” veya “xeno”dan gelmektedir. Sentetik biyolojinin bir alt dalı olan ksenobiyoloji, en minimalist tanımıyla doğada bulunmayan canlı formlarını tasarımını araştıran bilim dalı. Aynı zamanda DNA ve RNA gibi doğal nükleik asitler yerine, pratik çalışmalarda XNA (Xeno-nucleic acid) üretilmeye çalışılır. Bu sayede, üretilen bu yeni canlının genetik bilgisi de “kendi doğasınca” kaydedilmiş olunacaktır. Abiyogenez Teorisi’nin prensiplerine benzer işlemler ile canlılık üretimi ve tasarımı üzerinde çalışılır. Ksenobiyolojiye verilebilecek en güzel örneklerden biri, büyük ihtimalle 21. yüzyılın en önemli gelişmelerinden biri olan Syn 3.0’dır. Sentetik biyoloji ve Syn 3.0 hakkında yazılmış yazılarımızı aşağıda görebilirsiniz:

Sentetik biyolojinin tarihçesi, amacı ve hakkındaki çalışmalar.
Syn 3.0, tarihçesi, amacı ve hakkındaki bilgiler.

  Ksenobiyoloji, aynı zamanda sanatsal yönü ile de spekülatif biyoloji prensipleriyle paralel ilerler – fakat kabul edilmelidir ki kimi zaman “bilim kurgu” kategorisine daha yatkındır. Tıpkı biyoloji dalının kimya, fizik ve matematiğe ihtiyaç duyduğu gibi; ksenobiyoloji dalı da biyoloji, kimya, fizik ve matematiğe ihtiyaç duymaktadır. Topoloji, termodinamik, hücre anatomisi, kuantum (bkz: Belirme Teorisi | Emergence Theory), etik, felsefe ve tarih gibi konular, ksenobiyoloji ile direkt ilişkilidir.[13] Astrobiyoloji, spekülatif biyoloji, evrimsel biyoloji vb. alt dallardan nemalanan ksenobiyoloji, yine nemalandığı dallar geliştikçe kendisi de gelişen bir bilimdir.

  Aşağıda, en iyi ksenobiyoloji eserlerinden birkaçını görmektesiniz:

Sonuç


Evreni bir bütün olarak algılamamızın anahtarı, küçükten büyüğe doğru bakmaktır. En basit molekül gruplarının bir araya gelip, daha büyük -fakat nispeten yine ufacık; kâh bakteri, kâh balina- kompleks yapılanmalar geliştirmesi, yeterince bilgi edinildiği taktirde mümkün ve bir hayli olası gelecektir. Bu hissiyat birçok bilim insanını, canlılık hakkında, dirimbilim müfredatından daha da ötesine ulaşmaya teşvik etmiştir. Bu teşvik sonucu; spekülatif biyoloji, astrobiyoloji ve ksenobiyoloji gibi, zamanında “uç fikirler” veya “sınırbilimler” olarak nitelendirilen, fakat bugünlerde epey maddi destek alan bilim dalları ortaya çıkmıştır. Tıpkı her bilim dalı gibi, bunlar da çoktan diğer konularda insanlığa katkı sağlamaya başlamış ve gittikçe gelişen birer dallar haline gelmişlerdir. Türkiye’de de astrobiyoloji/ksenobiyoloji adına yapılan çalışmalar arasında “ODTÜ Astrobiyoloji Konferansı” yer almaktadır. Umuyoruz ki Türkiye Uzay Ajansı resmen faaliyete geçtiğinde, bu listeye bir tane daha eklenmiş olacak; ve bu sayede ülkemizin bilim insanları da aktif olarak bu bilimsel arayışa destek çıkabilecek. “Per aspera, ad astra”. Hoşçakalın.

KAYNAKÇA


[1]: Britannica Ansiklopedisi. (2020) History of evolutionary theory. İlk Erişim Tarihi: 09.06.2020, https://www.britannica.com/science/evolution-scientific-theory.
[2]: Aziz, MF., Caetano-Anollés, K., Caetano-Anollés, G. (2016) The early history and emergence of molecular functions and modular scale-free network behavior. Scientific Reports, 6, 25058. İlk Erişim Tarihi: 09.06.2020, https://www.nature.com/articles/srep25058.
[3]: Rieffel, J., Mouret J-B., Bredeche, N., Haasdijk, E. (2017) Introduction to the Evolution of Physical Systems. Artificial Life | MIT Press, 23(2): 119-123. İlk Erişim Tarihi: 09.06.2020, https://hal.inria.fr/hal-01631648/document.
[4]: Pross, A., Pascal, R. (2013) The origin of life: what we know, what we can know and what we will never know. Open Biology, 3(3), 120190. İlk Erişim Tarihi: 09.06.2020, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3718341/.
[5]: Britannica Ansiklopedisi. (2019) Astrobiology. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://www.britannica.com/science/astrobiology.
[6]: NASA | Exoplanet Exploration. (-) How do we find life? İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://exoplanets.nasa.gov/what-is-an-exoplanet/how-do-we-find-life/.
[7]: Futurism | Hard Science. (2014) Abiogenesis: A Theory on The Origins of Life. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://futurism.com/abiogenesis-theory-origins-life.
[8]: Jordan, S.F., Rammu, H., Zheludev, I.N. ve ark. (2019) Promotion of protocell self-assembly from mixed amphiphiles at the origin of life. Nature: Ecology & Evolution, 3: 1705-1714. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://doi.org/10.1038/s41559-019-1015-y.
[9]: NASA | Solar System Exploration. (-) Europa. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://solarsystem.nasa.gov/moons/jupiter-moons/europa/in-depth/#potential_for_life_otp.
[10]: NASA | Solar System Exploration. (-) Enceladus. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://solarsystem.nasa.gov/moons/saturn-moons/enceladus/in-depth/.
[11]: Spaceflight Insider. (-) Russia’s New Space Program: Search For Extraterrestrial Life Amid Budget Cuts. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://www.spaceflightinsider.com/organizations/roscosmos/russias-new-space-program-search-extraterrestrial-life-amid-budget-cuts/.
[12]: ESA. (-) Extraterrestrial Life. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://www.esa.int/Science_Exploration/Human_and_Robotic_Exploration/Exploration/Extraterrestrial_life.
[13]: Schmidt, M., Pei, L., Budisa, N. (2017) Xenobiology: State-of-the-Art, Ethics, and Philosophy of New-to-Nature Organisms. Synthetic Biology – Metabolic Engineering | Advances in Biochemical Engineering/Biotechnology, 162. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://doi.org/10.1007/10_2016_14.

Ek Kaynakça
[Ek 1]: Colorado Mesa Üniversitesi. (-) Theory vs. Law. İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, http://org.coloradomesa.edu/~blaga/421/What_Is…_files/theory%20vs%20law.pdf
[Ek 2]: LiveScience. (2018) What Is a Law in Science? İlk Erişim Tarihi: 11.06.2020, https://www.livescience.com/amp/21457-what-is-a-law-in-science-definition-of-scientific-law.html