Ekoloji, kabaca, canlıların çevresiyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. “Oiokos-” (ev,yaşanacak alan veya aieleye ait mülk) ve “-logy” (bilim) köklerinden oluşan “ekoloji” kelimesi,çevreyi ve/veya yaşam alanını niteler[1]. Biyoçeşitlilik, zooloji, botanik, popülasyon, ekosistem kelimeleri akla ilk başta gelen terimlerdir. Bir sürü anahtar faktörün bir araya gelerek oluşturduğu bu bilim dalının odağı olan konular, insanlığın kriz dönemlerinde de bir hayli etkileniyor. Gerek Meksika Körfezi petrol sızıntısı gibi beşeri felaketler, gerek yangınlar, volkanik patlamalar gibi doğal afetlerden sonra çevremiz iyi ya da kötü etkilenmektedir[2]. Doğal felaketlerden sonra etkilenen ekosistem genellikle süksesyona uğrar ve kendini yeniler. Bu tekerrür,beşeri olaylardan sonra bu şekilde gerçekleşememektedir.

Her yıl yaklaşık 300 sızıntı vakası yaşanmaktadır. Bu sızıntıların çoğunun etkisi giderilse de bazı büyük petrol sızıntılarının etkisi denizel ekosistemler için ölümcül olabilmektedir[3].

İnsan tehdidi olan en büyük unsur belki de habitat degredasyonudur. Her yıl; yollar, madenler, oteller, besi çiftlikleri vb. için kilometrelerce alan işgal edilmektedir. 1980 ile 2000 yılları arasında 100 milyon hektar tropikal orman kaybedilmiştir[4]. Bu tür vakalar hayvan türlerinin göç etmesine sebebiyet verebilmektedir. Habitat değişikliğine zorlanan hayvanların,insan popülasyonunun yoğun olduğu bölgelere göç ettiği görülmektedir[5].

İnsanda görülen hastalıkların 3’te 2’si hayvanlardan insanlara bulaşmaktadır ve bu hastalıkların %70’i vahşi hayvanlardan insanlara geçmektedir. Bilim insanları,başka canlıların habitatlarını işgal etmeye devam etmemiz durumunda bu tip bulaşıcı virüslerle daha sık karşılaşabileceğimiz vurgulanmaktadır[6]. COVID-19 Pandemisi ise örnek olay niteliğindedir:

Bildiğimiz gibi Aralık 2019 başlarında Çin’de yavaş yavaş virüs salgını başladı ve hızlanarak bir pandemi halini aldı. İnsanların çevre ile etkileşimi azalması sonucu diğer hayvan türlerinde de bazı etkileri oldu. Bazı görüş farklılıkları olsa da çoğu bilin insanı COVID-19’un vahşi hayvan pazarından yayıldığını düşünmektedir. Vahşi hayvan pazarları, patojenler için inkübasyon ortamı yaratmaktadır[5]. Bu tür pazarlarda binlerce canlı hayvan nasıl riskler taşıdığı bilinmeden ve önemsenmeden kafeslerde satılmaktadırlar. Hayvanların derisinden, atık ürünlerinden veya kıl/tüyünden sayısız patojen saçılabilmekte bu patojenler çevredeki diğer canlılarla temas ederek daha da yayılmaktadır. Onlar için alışagelmiş bir durum olsa bile bizler için ciddi etkiler doğurabilmektedir. Pandemi halini alan bu süreç insanlığı karantinaya zorlarken “biyoçeşitlilik ve koruması” üzerine eğilmiş araştırmacıları; doğanın nasıl bir hal alacağını, bu süreçte yaşanacak olumlu ve olumsuz etkileri araştırmaya yöneldiler.

İnsanların doğadan geçici bir süre çekilmesi sonucu bazı türlerin kırsal ve şehir alanlarında yeniden gözlendiği görüldü. Park ve Bahçelerde yaşayan ve insan desteği ile korunan bazı hassas türler için tehlike oluşacağı düşünülse de yoğunluğun azalması olumlu sonuç doğurmuş. Yıllardır habitatlarında görülmeyen türler kısa bir süre için de olsa yeniden gözlenebilmiştir. Endüstri ve lojistik alanlarında ciddi durgunluklar, hava kirliliği miktarında ciddi düşüşler getirmektedir. Gemilerin seferlerinin azalmasıyla denizel ekosistemler üzerindeki baskı biraz olsun azaltmıştır[7].

Çin’deki hava kirliliği değişikliğinigösteren uydu görselleri

Ne yazık ki olumlu etkilerin yanında bazı istenmeyen durumlar doğmuştur. Özellikle Afrika’daki koruma parklarında turist akışının durması nedeniyle, vahşi hayvan avcıları için yeni av alanları doğurmuştur. Bazı türlerin bakımı turist gelirlerinden sağlandığından dolayı, önemli fon kayıpları olmuştur[8].

Bu etkilerin çoğu pandemi sonrasında eski durumunu koruyacaktır. Fakat bazı kritik kalıcılığı da olacağı düşünülmektedir.

Uzun süredir geri planda kalan biyoçeşitlilik sorunu pandemi süresinde tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Bazı önemli sıkıntıları tekrar hatırlatmıştır. 1 milyona yakın bitki ve hayvan türünün nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Ormanların %50’si 1990-2019 yılları arasında kaybedilmiş. Endüstri devrimine itibaren %68’lik bir azalma olmuştur[4,12].

Ekosistemde birbirleriyle bağlantılı halkaların aşınmasıyla ortaya çıkan büyük resimde asıl olay iklim krizidir. Bir asırdır etkilerini giderek artan şekilde gördüğümüz bu olaya daha geç olmadan yapıcı çözümler gerekmektedir.

Peki Ne Yapmalı?

  • Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi Paris İklim Konferansı ve anlaşmasına sadık kalınmalı ve devletler politikalarını gözden geçirmelidir.
  • Başta hayvanların canlı olarak yaşam hakkına saygı duyarak canlı hayvan pazarları ve hayvan kaçakçılığını engellemeye yönelik uygulamalar yapılmalı. Biyoçeşitlilik korunmaya çalışılmalı. Vahşi hayvan pazarları gerek bizler için gerekse hayvanlar için büyük tehdtiler oluşturmaktadırlar.

    Bunun haricinde Nature’da yayınlanan bir makaleye göre yolların hangi bölgelere yapılırsa ekosisteme daha az zarar verebileceği gösterildiğini de not olarak eklemek isterim[10].

Yapılacak onca şey arasında toplumlara düşen en önemli görev bilinçli olup bu konuda duyarlılık göstermektir.

İleri Okuma:

Ecological Disasters,CFR (11.06.2020 tarihinde erişilmiştir.)

Adeney,M.J ve ark. (2008),Reserves Protect against Deforestation Fires in the Amazon”,PlosOn,4;4;e5014

Robock,A.,Toon,O.B.(2012) “Climate impacts of Nuclear War”,Bulletin of the Atomic Scientist,68(5);66-74