İnsanlık, tarihi boyunca birçok salgın hastalıkla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Tüm dünyada yılda bir milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olan Hepatit, HIV ve tüberküloz kadar ciddi bir sağlık sorunudur.

Hepatit nedir?

Hepatit, en genel tanımıyla ölümcül olabilecek derecede ciddi, bulaşıcı bir karaciğer iltihaplanmasıdır. Hastalık Hepatit A, B, C, D ve E virüsleri olarak farklı tiplerde ortaya çıkar. Alkol ve ilaç kullanımı gibi karaciğerde hasar oluşturabilecek çevresel etmenler de hastalığın seyrini etkiler. Hepatit virüsleri besin ve kan yoluyla bulaşır; milyonlarca insanda kronikleşen sağlık sorunlarına, siroza ve karaciğer kanserine neden olur[1, 2].

Günümüzde yaşanan Covid-19 pandemisiyle yeniden öğrendiğimiz gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadele edebilmek için hastalığı oluşturan nedenin kaynağını bulmak gerekir.

Hepatit ve Nobel Ödülleri

2020 Nobel Fizyoloji/Tıp ödülü, bir epidemi olan Hepatit’e karşı mücadelede Hepatit C virüsünün keşfi ve tanımlanmasıyla ilgili çalışmaları nedeniyle Harvey J. Alter, Michael Houghton ve Charles M. Rice’a verildi[3].  

Amerika Birleşik Devletleri’de yıllar içindeki Hepatit A, B ve C vakaları
[g.2]

Hepatit, daha önce 1976 yılı Nobel Fizyoloji/Tıp ödüllerine de konu oldu. Baruch Blumberg, 1965’te Hepatit B virüsünü tanımlayarak hastalığın tespiti için testlerin geliştirilmesinin ve hepatite karşı aşı geliştirilmesinin önünü açtı[3]. Hepatitin en yaygın türleri olan Hepatit A ve B, etkili aşılar ve tanı testleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alındı[1].

Fakat Hepatit hastalığı ciddi bir şekilde devam ediyordu. Kan yoluyla bulaş tespit edilen kronik hepatit hastalarında hastalığa neden olan etmen belirsizdi. 1989’da Harvey J. Alter, hepatit hastalığına sahip insanların kanını, insanlardan başka buna duyarlı olan konak şempanzelere aktardı. Çalışmalarında Hepatit A ve B virüslerinden farklı özelliklere sahip yeni bir virüse denk geldi. Farklı bir viral hepatit formu keşfedilmişti. Böylelikle kan nakliyle bulaşan hepatitin bilinmeyen bir virüs tarafından kaynaklandığını bulmuş oldu. Bu çalışmalar transfüzyonla bulaşan hepatitin yayılımını ciddi ölçüde azalttı. Yeni tanı ve tedavilerin geliştirilmesi için öncü bir adım oldu[3].

Sırada “bilinmeyen” bu virüsü izole edip özelliklerini tanımlamak vardı. Michael Houghton ve ekibi virüsü izole edebilmek ve genetik dizinini çıkarabilmek için on seneden fazla çalıştı. Hastalığı geçiren bir şempanzenin kanındaki nükleik asitlerle DNA parçaları oluşturuldu. Bu parçalardan bazılarının, şempanzenin genomundan ayrı olarak hastalığı oluşturan virüsten kaynaklandığı düşünüldü. Klonlanan viral DNA parçalarını tanımlamak için hepatit hastalarından alınan antikorlar kullanıldı. Uzun çalışmanın sonucunda bir RNA virüsü olan Flavivirüs ailesine ait Hepacivirüs (HCV) tanımlanmış oldu[1, 3].

Yine de “Virüs tek başına hepatite neden olabiliyor mu?” sorusuna eldeki veriler, çalışmalar cevap veremiyordu. Bunun cevabını araştırmalarıyla Charles M. Rice verdi. Çalışma alanı RNA virüslerine yoğunlaşmıştı. Hepatit C virüsünde replikasyonunu sağlayan genomun 3′ ucunda yüksek oranda korunmuş olan bölgede araştırmalar yaptı. Daha önceden izole edilmiş virüs örneklerindeki genetik varyasyonları göz önüne alarak bazı replikasyonları engelleyebileceğini düşündü. Virüsün şempanzelere bulaşan moleküler bir klonunu çoğalttıktan sonra, laboratuvar ortamında oldukça zor kültürlenen virüsün genomunun düzenlenmiş bir versiyonunu çıkarabildi. Çalışmalarının sonunda tam bir HCV genomu oluşturup bunu hücre kültüründe çoğaltmayı başardı. Ekibiyle beraber bulaşıcı olan virüsü tanımlamış oldu[3, 4].

Hepatit C virüsü için işte böylesi zorlu ve uzun çalışmalar sonucunda günümüzde hassas kan testleri yapılabiliyor ve salgının kontrol altına alınması kolaylaşıyor. Yine bu sayede hastalığın tedavisinde kullanılan yetersiz ilaçların yerini alan antiviral ilaçların üretimi gerçekleşti. Hepatitle mücadelede hastalığın tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor[2, 5].

Hepatitin tanı ve tedavi yöntemleri Nobel kazandıran araştırmalarla oldukça gelişse de böylesi bir salgının ortadan kalkabilmesi için aşının bulunması çok önemli[2, 5]. Virüsün farklı genotiplerinin olması ve hızla mutasyona uğrayıp bağışıklık sisteminden kaçması da aşı çalışmalarını zorlaştırıyor. Gelişen teknoloji ve eklenen yeni bilgilerle yeni aşı adayları için umut her zaman var[6].

Dünyada şu anda tahminen 325 milyon insan Hepatit B veya C ile yaşıyor. Hepatit C ile ilgili otuz seneden fazla süredir yapılan bu araştırmalar 2020 Nobel Fizyoloji/Tıp Ödülü ile ödüllendirilmiş oldu[2, 3]. Bilimin eski ve yakın tarihi böylesi uzun ve özverili çalışma hikayelerinden oluşuyor. Bunlar Covid-19 gibi günümüzde henüz ortaya çıkan pandemik hastalıklara neden olan virüslerle ilgili çalışmaların öncülleri olmaya ve bu çalışmaları sürdüren bilim insanları için motivasyon ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor.


Kaynakça

[1] Madigan, M.T., Martinko, J.M., Bender, K.S, Buckley D.H., Stahl, D.A, “Brock Mikroorganizmaların Biyolojisi”, Palme Yayınevi: Ankara, 14. Baskıdan Çev., s. 870-871

[2] “Hepatitis”, World Health Organization, Son Erişim Tarihi: 06.10.2020

[3] “The Nobel Prize in Physiology or Medicine 2020”, Nobel Prize, Son Erişim Tarihi: 05.10.2020

[4] “Dissecting the Molecular Virology of Hepatitis C and Identifying New Targets for Therapies”, The Rockefeller University, Son Erişim Tarihi: 06.10.2020].

[5] Callaway, E., Ledford, H., 2020, “Virologists who discovered hepatitis C win medicine Nobel,” Nature, doi: 10.1038/d41586-020-02763-x

[6] “Hepatitis C”, Centers for Disease Control and Prevention, Son Erişim Tarihi: 06.10.2020