Merhaba sevgili okur! Daha önce hiç hiyeroglif parçası gördün mü? Özellikle Antik Mısır’da gördüğümüz hiyeroglifi, resim veya anlamlı simgeler ile oluşturulmuş bir yazı biçmi olarak tanımlayabiliriz. Bir simgenin elbet ki bir harf karşılığı bulunuyor ama görseller sıralandığında bütünü bir tablo gibi gözüken yazı ortaya çıkıyor, en azından bizler için.

Bütünü bir resme benzeyen bu yazı, sembollerin taşıdığı anlamlarla bizlere bir kapı aralıyor. Öyle ki dönemin yöneticilerinin dahi figürleri ve yaşanan olayların anlatısı, hiyeroglif alfabesi haricinde betimlenebiliyor. O zaman gelin beraber şu görsele bakalım: Antik Mısır’da bu sembol sizce neyi ifade etmektedir?

Amun-Ra için yapılmış Karnak Tapınağı’nda bulunan 3. Thutmosis’in hiyeroglifi

Görseli detaylıca incelediğimizde orta kısımda bir böcek, iki yanında telekli kanatlar, arka ayaklarıyla tuttuğu yuvarlak bir cisim ve ön ayakları ile uzandığı bir yuvarlak cisim gözüküyor. Bir böceğin aynı kuşlarda olduğu gibi telekli bir kanada sahip olamayacağını hepimiz biliyoruz. O zaman nedir bu kanatların hikmeti ? Önce canlımızı bir tanıyalım sonrasında başlıklar halinde sembollerin açıklamasına beraber bakalım.

Kısaca Tanıyalım:

Kendisi Coleoptera (Kın Kanatlılar) takımı içerisinde bulunan Scarabaeidae familyasına mensup Scarabaeus sacer türü böcektir[1]. Scarabaeidae familyası, 2 mm ile 180 mm arasındaki uzunluğu ve kirpik gibi gözüken “lamella” adındaki koku algılayıcı antenleri ile tanınır. Bunların haricinde bu familyanın bazı türlerinde, canlının baş (prothorax) kısmında boynuz yapısı bulunmaktadır; aynı Herkül Böceği’nde (Dynastes hercules) olduğu gibi. Burada kullandığım “bazı” kelimesi çok küçümser dursa da bu familyanın 35.000 türü kapsadığını söylemeden geçmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca bu familyadaki canlıların çoğunluğunun hayvan dışkılarıyla, leşlerle ve çürümüş meyve artıklarıyla beslenebildiklerini de eklemeden geçmeyelim[2,3,4].

Bu familyaya özgü morfolojik yapıları, basit şekilde üç başlıkta inceleyebiliriz:

Anten Yapısı

Oval, yuvarlak veya dörtgenimsi yapılarda gözlenebilen antenleri -alt familyasına bağlı olarak- 9 veya 10 segmentten oluşmaktadır. Tabii bu anten yapısı -yine alt familyasına göre değişiklik göstererek- kıllı veya kılsız olabilir. Aphodiinae alt familyası ve Scarabaeus sacer‘in de dahil olduğu Scarabaeinae alt familyasında kıllı anten gözükürken Melolonthinae, Dynastinae, Rutelinae ve Cetoniinae alt familyalarında bunun görülmediğini söyleyebiliriz. Ayrıca antenin bulunduğu anten topuzu, 3 segmentten 7 segmente kadar çeşitlilik gösterebilir[3,4].

Kanat ve Kanat Örtüsünün Yapısı

Böceklerin kanatları olmaz mı? Elbette olabilir. Kanatları gelişkin (körelmemiş) böcekler içerisinde değerlendirdiğimiz Scarabeus sacer, kanat örtüleri (elytra) altında korunan bir çift kanat ile uçabilmektedir. Öncelikle kanat yapılarını tanıyarak başlayalım.

Kanat morfolojileri; kapladıkları alanlara göre genişten dara doğru radius, medyan, anal ve cubitus olacak biçimde şekillenmektedir. Kanat üzerindeki radyan, medyan ve anal bölgelerin ayrımını; damarların oluşturduğu belirgin sınırlarla görmek mümkündür. Yer aldığı antik sembollerde de gördüğümüz gibi sahip olduğu kanat yapısı, uçuş esnasında gövdeye dik doğrultuda durmaktadır. Sembollere işleyenlerin gözlemi bu noktada doğru olsa da sembollerdekinin aksine -kanatlı böceklerin tamamında olduğu gibi- teleksiz bir kanada sahiptirler.

Kanat örtüsü yani elitra yapısı, dışbükey tipte veya daha düz yapıda olabilirken üzerindeki çizgiler familyasına göre seçicilik gösterebilir.

Bacak Yapısı

Bir başka önemli özelliği -özellikle Scarabaeinae familyasında- arka bacaklar, ön ve orta bacağa kıyasla daha uzundur. Bunun sebebi ise gösterdiği bir davranışla örtüşmektedir: dışkı parçalarını arkası dönük bir şekilde yuvarlamaları, hem de arka ayaklarıyla! İşte buradan Antik Mısır’a döneceğiz, dışkı taşıyan bir böcek nasıl olur da “kutsal” sayılan mekanların duvarlarında yer alıp takılarda kullanılabilir ki?

Ayak yapısına bakacak olursak beşer segmentli, yani tarsal formülü 5-5-5 biçimindedir.

Antik Mısır’da Scarabaeus sacer

Dediğimiz gibi bu böcek, dışkıları arkası dönük bir şekilde ve arka ayakları ile taşımasıyla biliniyor. Aslında davranışın önemli noktası, yönünü gökyüzünden bulmasıdır. Scarabaeus sacer ve Scarabaeinae alt familyasına mensup diğer böcekler, aynı güneş gibi doğudan batıya doğru hareket ederler. Bu durumu gözlemleyen Antik Mısır’da yaşamış insanlar, S. sacer‘i güneş figürü ile birlikte değerlendirmişlerdir[5]. Öyle ki Antik Mısır’da güneş figürünün ne kadar kutsal olduğunu anlatmamıza gerek dahi yoktur diye düşünüyoruz.

Ek olarak belirtmek gerekir ki bu familyadaki canlıların bir kısmı, parlak renkli dış görünüşlerinin bir etkisi olarak gececidir. Scarabaeinae alt familyasının tam tersi hareketle, gece vakti yıldızların yoğunluğuna göre yönlerini bulabilmektedirler[6].

Yazımızdaki ilk görsele dönecek olursak, böceklerde bulunmayan telekli kanat figürü dikkat çekici bir unsurdu. Bunun sebebi ise Antik Mısır’da “Güneş Tanrısı” olarak bilinen ve Ra‘nın bir başka formu olan “Khepri” isimli tanrının sembolizasyonudur. Ra, bilindiği üzere kuş-tanrı biçiminde sembolize edilir; kafası bir kuş, vücudu bir insan şeklindedir[7].

Güneş ile bağdaştırılan Scarabaeus sacer elbet ki tanrısallaştırılacaktı fakat kanat yapısı ne sembolize edilecek kadar “heybetli” ne de Mısır inancındaki kuş figürü kadar değerliydi. Bu yüzden kuş kanatlı bir tanrı figürünü taşıyan Khepri, baş kısmında S.sacer‘i taşımaktadır. Döneminde zenginler ve yöneticiler tarafından Khepri‘yi anmak adına takılarda ve işlemelerde S. sacer aktif olarak kullanılmıştır[7].

Peki dışkı taşıması? Bu da aslında bir noktada değerlidir. Sebebi tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir toplumda gübrelerin bir şekilde ayrıştırılması veya toplanması, doğal döngüdeki akışın sağlanışıdır. S. sacer , yalnızca Antik Mısır döneminde değil; Antik Yunan, Şaman ve Sümer kültürlerinde de yerini almıştır. Sembolizasyonda ağız kısmında güneşi tutarken arka kısmında gübreyi tutması, belli dönemlerde Güneş ile Dünya arasındaki bağ anlamında da değerlendirilmiştir. Asıl fonksiyonuna bakacak olursak besin olarak tüketeceği dışkı parçalarını yuvalarına yuvarlayıp kendisi ve -dönemine göre- yavruları için stok yapmasıdır. Pupa halindeki yavruları bu dışkı topları içinde beslenir ve ergin hale gelirler[5].

Sonuç

Antik dünyanın günümüze kadar gelmiş izleri ve eserleri, doğa ile kültür arasındaki ilişkinin bağımsız olamayacağını her seferinde kanıtlayacak bir nokta sunuyor. Bu noktaları ise zaman zaman şiirlerde zaman zaman kültürel alışkanlıklarda, çoğunlukla da değerli kabul görülen sembollerde görebiliyoruz. Unutmamak gerekir ki doğadan ne kadar uzaklaşmaya çalışırsak çalışalım, bizi diğer canlılardan ayıran düşündüğümüzü düşünme kabiliyeti dahi doğaya yenik düşecektir, aynı doğal yansımaları kültürlerde görüp şaşırmak gibi…


Kaynakça

[1] Carl von Linné (1806), “A general system of nature: through the three grand kingdoms of animals, vegetables, and minerals, systematically divided into their several classes, orders, genera, species, and varieties“, (çev. William Turton), London: Lackington, Allen, and Co.
[2] Demirsoy, A.(2006), “Yaşamın Temel Kuralları, Cilt:II / Kısım:II – Omurgasızlar / Böcekler: Entomoloji“, Ankara : Meteksan Yayınları
[3] Gullan ,P.J., Cranstons-Wiley, P.S. (2012), “Böcekler: Entomolojinin Ana Hatları“, Ankara : Nobel Yayınları
[4] Rezaei,S (2015), “Ankara İli Melolonthinae ve Rutelinae(Coleoptera:Scarabaeidae) Altfamilyaları Üzerinde Sistematik Çalışmalar” ,Hacettepe Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, syf 2-5
[5]Cambefort,Y. (1993), “Beetles as Religious Symbols“,Cultural Entomology Digest, Chapter 1.
[6] Dacke,M. ve ark. (2013), “Dung Beetles Use the Milky Way for Orientation“, Current Biology, 23(4): 298-300
[7] Pinch,G. (2019), “Mısır Mitolojisi Eski Mısır Tanrıları, Tanrıçaları ve Mitleri“, İstanbul : Say Yayınları.

Yazı Sahibi

Merhaba,ben Kerem.Hacettepe Üniversitesi Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisiyim. Özel ilgi alanım planktonik canlılar olmasının yanında bilim ile yazılı sanat alanlarındaki eserlerin kesiştiği noktalarda bulunmayı da fazlasıyla severim. Kısa, öz, bu kadarım. Yazılarımda görüşmek üzere veya başka bir şekilde söylemek icap ederse Yaşar Kemal'in romanında dediği gibi:
"Duvarın dibinde resmim aldılar,
Ak kağıt üstünde tanıyın beni"