Bazı insanların gerekçeleri anlaşılırdır, bazılarınınki oldukça kabul edilebilir görünebilir ve bazen gerekçesizlik bile hoş görülebilir ancak tüm bu anlayış kalıplarının ötesinde, Dostoyevski okuru, bolca gerekçesi ve net bir dünya görüşü olan bir katili sevmeyi seçer. Hatta öyle ki tüm Dünya üzerinde en sevilen roman kahramanlarından biri, eli baltalı katil Bay Raskolnikov’dur.

Bariz ki, Raskolnikov’u sevmemizin nedeni onu anlamış olmamızdı. Cinayetini kafasında planlayıp planını düşünsel rahatlığa ulaşabileceği bir zemine dayandırarak cinayet silahını seçmesine ve suçu işledikten sonra yüzlerce sayfa boyu okuduğumuz öz yargılama ardından teslim oluşuna dek bizler onun kafasının içindeydik ve bu sayede her şeyi anlıyoruz. Peki nasıl olur da bir katili anlarız?

Seçici bir mekanizma olmaksızın her eylemi ve eylemin sahibini anlayabilir miyiz?

Anlamak nerede başlar?

Anlama kavramının öznelliği göz önünde bulundurulursa:

”Başka birini anladığımızı düşündüğümüzde bunun ne kadarı aslında kendimizin bir yansımasıdır? Başka bir insanı anlamak bir mit midir? Aslında yaptığımız ona yansıttığımız kendi parçalarımızı anlamaktan ibaret olabilir mi?1-4

‘”Başkasıyla olan ilişkimiz, elbet onu anlamayı istemektir; ama bu ilişki anlamayı aşar.” Freedberg, insanların farklı ve karmaşık olduğunu, başkasının öznel ve bilişsel deneyimlerine ulaşma noktasında kusursuz empati diye bir şeyin olmayacağını vurgulamaktadır2.”’

Empati deneyimi kişinin sahip olduğu zihinsel beceriyle bir noktada sınırları çiğneyip kusursuz bir noktaya ilerlediğinde ve buna olağanüstü bir kurgu gücü ve anlatma cesareti de eşlik ettiğinde Dostoyevski olunuyordur belki de. Bir katili yazmak onu gayetinde anlamak demektir. ”’Dostoyevski’yi ‘Cinai Psikolojinin Dante’si’ olarak adlandıran Enrico Ferri’nin bir kitabında sarfettiği şu sözler dikkat çekici, ”Dostoyevski, özellikle cinayet psikolojisinin bütünüyle kendine has anatomik ve ahlaki gerçekliğiyle nasıl olup da bu kadar iç içe geçebilmiş ve onca subjektif veriden yola çıkarak nasıl olup da bu kadar objektif bir çerçeve açabilmiştir, şaşırmamak mümkün değildir11.”’

”Birbiriyle ilişki içinde olan insanların her biri, karşısındaki için, çeşitli uyarıcılık özelliklerine sahip olan bir algı alanı ya da kaynağı durumundadır3.”

”Bir insanı anlamak kişiler arası bir olgudur ve kişiler arası ilişkilerin sürekli değişen yapısından bağımsız olmadığı gibi sadece entelektüel bir eylem de değildir: bilişsel, düşünsel ve duygusal süreçleri içerir4.” Şeklindeki ayrım bize anlamayı anlama konusunda bir doğrultu çizecektir.

Empatik Anlama Ve Empatinin Psikanalistlerce Tanımlanması

Empatik anlamayla ilgili olarak Bash, ‘Empatinin, başkalarının bize yeterince benzediğini düşünerek kendi duygularımızla analoji kurmak yoluyla başkalarının duygu ve davranışlarını anlayabileceğimiz ‘’varsayımına’’ dayandığını’ söyler. ”Yani empatik anlama bir varsayım üzerine kurulan, başka bir varsayıma dayanmaktadır4.”

Sözcüğün kökeni eski Yunan’a dayanıyor; Yunanca sevgi/düşkünlük/şefkat anlamındaki empátheia sözcüğünden türetilmiş. Yunanca “En (iç, içine, içinde) ve patheia (duygu, acı, hissetme, algılama) birleşimiyle oluşmuştur.

Psikanaliz Kuramı’nın kurucusu Freud 1921 yılında yayınladığı ‘Group psychology and the analysis of the ego’ adlı kitabında empatiyi; ‘’egomuza doğal olarak yabancı olan bir başka insanı anlamamızda en önemli kısmı oluşturan süreç’’ olarak tanımlamıştır. Theodor Reik, empati için ‘’bilinç dışı bir duygu paylaşımı’’ demiştir. Bir tıp hekimi olan Wilhelm Fliess ise empatinin, bir insanın kendisini diğer bir insanın yerine koyabilmesi, ‘’onun ayaklarıyla yürüyebilmesi’’ yeteneği olduğunu savunur4. Psikoloji kuramcıları farklı dönemlerdeki çalışmalarıyla empati kavramını tanımlamış ve sürecin biyolojik alt tabanına ilişkin çıkarımlar sunmuşlardır. Freud bilimsel psikoloji için bir tasarım önerdiğinde, birçok psikolojik sürecin biyolojik yansımaları olduğu iddiasını vurgulamıştır. Öte yandan, Basch ise ”affektif dışavurumun” oluşturduğu ”otonomik yanıtı” vurgulayarak empatinin biyolojik kökenlerine ilişkin ilk önermelerde bulunmuştur5.

”Güncel tanımlamalarda ise empati; geçici, bilinç ya da bilinç öncesinde sınırlı, regresif olmayan, kolayca geri dönebilen bir yapıyla karakterize özel bir özdeşim şekli olarak tanımlanmakta; özü ve amacının başka bir insanı entelektüel olarak kavramaktan çok ‘duygusal anlama’ olması gerekliliği vurgulanmaktadır5.”

Biyoloji ve genetik psikiyatri alanlarında yapılan çeşitli çalışmalarla bu kavramın biyolojik yansımalarına ilişkin veriler ortaya konuldukça, tüm psikolojik süreçlerin biyolojik yansımalarının olması gerekliliği yeniden ve zaruretle vurgulanabilir. Empatik algı ve davranışın ardındaki işleyişe yönelik deneysel nörobiyoloji çalışmalarının tarihi çok eski değil. Yukarıda da bahsedildiği gibi Empati kavramı başlangıçta davranış bilimleri sahasında inceleniyordu şimdi ise çok boyutlu bir kavram olarak ele alınıp farklı disiplinlerin de ilgilendiği bir konumda yer alıyor.

Empatinin Nörobiyolojisi ve Ayna Nöronlar

Etraftan ve birbirimizden bilgi alma eğilimindeyiz ve bu, beynimizin geniş bir algılama ve bilgi depolama vazifesiyle evrimsel süreçte gittikçe hacim ve işlev kazanarak büyük yer kaplamasının gerekçelerinden. Topluluklar halinde yaşayan canlıların birbirlerinin sorunlarını anlama ve ihtiyaçları doğrultusunda yardım isteyebilme davranışı modern insan beyninin evrimsel gelişimindeki önemli bir yönelim aynı zamanda. Empatik olmanın getirisi de kalabalıklarla yaşayabilme becerisinde şart bir edim.

”Karşıdakinin ne yaptığını, niçin yaptığını anlamamızı ve bu durum karşısında ne yapacağımızı belirlememizi sağlayan çok boyutlu bir süreç olduğu için empati, beynin gözlem, bellek, nedensel açıklama bulma ile ilgili birçok otomatik ve kontrollü sisteminin birlikte çalışmasını gerektirir6.”

İnsan beyninin empati ile ilişkilendirilen bölgeleri parasingulat korteks, ön ve arka singulat korteks ve amigdaladır. Singulat korteks yalnızca memeli beyninde bulunan ve Lorberbaum ve arkadaşlarının yaptığı deneyler sonucunda yavru bakımı ve annelik davranışının oluşmasında önemli kabul edilen bir bölge. (Anne bebek ilişkisinde empatik ilgiyi gözlemliyoruz.) Aynı zamanda beynin bu bölgesi, kendi duygusal durumumuzu diğer insanlarınkinden ayırt etmemize yardımcı olur ayrıca empati ve şefkatten de sorumludur5-7.

Anterior Cingulate Cortex
Posterior Cingulate Cortex
Cingulate Gyrus

Şimdi konunun yıldız ismine bir bakalım: Ayna Nöronlar

Öncelikle ayna nöronların keşfi insan davranışı ve evrimiyle ilgili heyecan verici bulgu ve yorumları beraberinde getirdiği için oldukça önemli. Üstelik bilincin oluşumu ayna nöronlarla ilişkilendiriliyor. Bir başkası tarafından gerçekleştirilen bir eylemin gözlenmesi  esnasında  aktive olan nöronlar, eylem kişinin kendi tarafından gerçekleştirildiğinde aktive olanlarla aynıdır. Bu durum ayna görüntüsünü akla getirdiğinden keşif bu şekilde isimlendirilmiştir. (bir bakıma empatik davranış modeli denilebilir).

Broca Alanı ve konuşmanın gerçekleşmesinde etkin bölgeler

Rizzolatti ve ekibinin 1980’li yıllarda başlayıp 1990’ların başına uzanan, makak beynini görüntüleme çalışmalarının sonucunda ayna nöronlar keşfedilmiştir. Parma Üniversitesi’nden Rizzolatti ve ekibinin makak maymunlarıyla yaptıkları bu çalışmada; el ve ağız hareketlerinin beyinde gerçekleştirildiği bölgelerin görüntüleme sistemlerince haritalanması sırasında denek maymunların ‘bir cismi kavramadıkları halde, kavrayan birisini izledikleri sırada da beynin aynı bölgesinde, bir cismi kavradıkları zamandaki düzeyde bir elektriksel aktivite artışı’ olduğu gözlemlenmiştir5. Bu bölge makakların F5 olarak da adlandırılan inferior frontal giruslarında ve ayrıca inferior parietal lobüllerinde yer alır. F5 bölgesinin insan beynindeki homologu motor konuşma alanı olan Broca alanıdır. İnsanda Ayna nöronlar beynin konuşma alanı olan “Broca” alanında bulunmaktadır8.


Son çalışmalar dahilinde ayna nöronlar; insanlarda, makak maymunlarında ve ötücü kuşlarda kesin olarak belirlenmiştir5.

Luca Bonini ve Pier Francesco Ferrari, Annals of the New York Academy Of Sciences, 1 Nisan 2011.

Rizzolatti ve ekibinin kurguladığı bir başka deney düzeneğinde, makak maymunlarının ‘ötekinin niyetini’ anlama konusunda başarılı oldukları incelenmiştir. Araştırmada, şeffaf olmayan bir ekran arkasında bulunan cismi eliyle kavrayan kişiyi gözlemleyen maymunun beyninde önceki çalışmalardakine benzer bir elektriksel aktivite ortaya çıkar, fakat yine şeffaf olmayan ekranın arkasındaki cisim kaldırılıp kavrama hareketi tekrar edildiğinde aynı aktivite gözlenmemiştir. Bu diğer araştırmalardaki sonuçtan farklı olarak, makak maymunlarının ekranın arkasını görmedikleri halde görüyormuşçasına oradaki niyeti kavrayabildiklerini düşündürmektedir. Birçok araştırmacı hayvan çalışmalarında yine benzer bir plan dahilindeki ayna nöronlarla ilgili araştırmaları, insanların dahil edildiği çalışmalarla tekrarlayarak ötekini anlamanın biyolojik gözlemini yapmışlardır5.

Bir konuşmasında ayna nöronların medeniyet geliştirmemizdeki önemini vurgulayan ve keşifte payı olan nörobilimci Ramachandran: “DNA’lar biyoloji için ne anlama geliyorsa ayna nöronlar da psikoloji için aynı anlama geliyor” şeklindeki cümlesiyle bu keşfin davranış ve bilişteki karşılığının önemini savunmuştur. Bu özel nöronların elektriksel aktivasyonuyla empati, düşünme, konuşma, his ve tecrübeyle birbirini takip eden bir süreç söz konusudur9-10. Sonuçta; empati, kişi kontrolünde istemli olarak tetiklenen bir süreç ve biliş ağı olmaktan daha çok güdülenmiş bir topluluk davranışı gibi gözükmektedir.

Painting For Crime ve Punishment
Dave Mckean.

”Duyular aracılığı ile deneyimlediğimiz dünyayı zihnimizde yeniden inşa ederken, diğer insanlardan aldığımız referansları kullanırız. ”Diğeri ile karşılaşma” sırasında etkinleşen ’empati ve tele’ aracılığı ile hem kendimizi, hem diğerlerini tanırız ve anlarız6.” Ortak bir akademik çalışmadan alıntıladığım psikiyatr Moreno tarafından da desteklenen bu fikirle başta sorduğumuz ‘Anladığımız kendi yansımamız mıdır?’ sorusuna cevap verebiliriz. Anladığımız ve anlamlandırmaya çabaladığımız her ikisi de kendi yansımamız, düşünmeye ‘ben’ diyerek başlayan bir beyinden kendi yansımasından kurtularak düşünmesini beklemek hatalı olur. Buradan kendini tüm hatalı bilgilerden arındırmak için en başa gitmeye karar verip her düşünce yolculuğunun köken alacağı şu cümleyi ‘Düşünüyorum pekala varım.’ kuran Descartes’ a da atıfta bulunmak, düşünmenin nasıl da  ”Ben” diyerek başladığını gösterir bize. (Yöntem üzerine konuşma, Descartes. R.)

Diğerleriyle yaşamak genlerimizde yazılı bir yöntem ve mevcut sistem içinde ayrıştırıp ötekileştirmek topluluklar halinde yaşayan bizlerin kalıplaşmış özelliklerinden olsa da benzerlikleri gözetip bir araya gelmek de topluluk kurmanın doğasında mevcuttur. Raskolnikov’un suçunu profilinden silersek elimizde birkaç tanımlama daha kalır; biz onu tanıdığımızda öğretim borcu olan genç bir öğrenciydi, ailesinden uzakta yaşıyor ve parasızlık çekiyordu ayrıca tam anlamıyla yapayalnızdı. İşte bu kısımda onu seven tüm o insanlara benzediğini ve tabir yerindeyse soğuk gecelerde st. Petersburg’ un gri sokakları boyunca tüm dünyanın yükünü sırtında taşıyarak yürüdüğünü görüyoruz. Kaya gibi sert sistem düzeninin karşısına savunduğu değerler ve işlediği suçuyla dikilmesi onu kahraman yapamazdı bu aşikar ancak anlatmak istediğini anladık ve unutulmaz bir karakter belki de tam bu noktada yaşam buluyordur.

”Kendimiz olmak için, insan olmak için de “diğeri” gereklidir bize. Çünkü öteki olmaksızın, ötekinin aynası olmaksızın, başkası ile karşılaşmaksızın kendimizi olduramaz, yapılandıramayız6.”


”Eğer yaşamımızı sürdürmek istiyorsak, başkalarının eylemlerini anlamak zorundayız.”

Rizzolatti. G., Craighero. L. (2004). “The Mirror-Neuron System”.

Kaynakça:

  1. Starcevic. V., Piontek M. (1997). “Empathic understanding revisited: conceptualization, controversies, and limitations.” Am J
    Psychother. 51:317-328.
  2. Başer. D., Kırlıoğlu. M., Kalaycı. K., (2019). “Empati kavramına Bauman çerçevesinden bir bakış.” Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi. 13, 19, 2323-2340.
  3. Ünal C., (1972). “İnsanları Anlama Kabiliyeti.” Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Dergisi. 5, 3, 71-93.
  4. Özbay. M., Canpolat B. (2003). “Psikoterapide Empati- Nesnellik İkilemi.” Klinik Psikiyatri, 6, 39-45
  5. Altınbaş. K., ve ark. (2010). “Empatinin biyolojik yönleri.” Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2, 1 15-25.
  6. Özdemir. S., Ünal. S. (2014). “Diğeri ile karşılaşma alanı olarak ayna nöronlar.” Researchgate.
  7. Bergland. C., (2013). “The Neuroscience Of Empathy.” Psychologytoday. Son Erişim: 22.10.2020.
  8. Demir. A. E., Gergerlioğlu H. S., (2013). “Ayna nöron sistemine genel bakış.” Eur J Basic Med Sci.
  9. Coşan. T. E., (2016). “Beyin Ve Bilinç Evrimi.” Osmangazi Tıp Dergisi. 38, 1, 20-28.
  10. Niksarlı. A., (2017). “Empati ve Ayna Nöronlar.” Altust. Son Erişim: 21.10.2020.
  11. Torun. Ş., (2017). “İyi Olmayı Öğrenen Kötü Çocuk: Raskolnikov.” Gzt. Son Erişim: 20 Ekim 2020.
  12. Ramachandran. V., (2013).“The neurons that shaped civilization”. TED. Son Erişim: 26.10.2020

Görsel Kaynakçası: