Müziğin şüphesiz insan hayatında çok önemli bir yeri vardır. Sabah kalkınca, akşam yatmadan önce, otobüste, sporda ve daha birçok yerde müzik hep bizimledir. Hayatımızın özellikle mutlu anlarından eksik etmek istemediğimiz müzik, içimizi kıpır kıpır etme konusunda gerçekten başarılıdır. Peki, bu sihirli etkinin biyolojik temeli ne?

Hiç merak ettiniz mi bilmiyorum ama bu bilim insanlarının ve araştırmacıların kafasını uzun zamandır meşgul eden bir sorudur. Bu konu üzerine kafa yoran bilim insanları müziğin evrenselliğinin evrimsel bir orijini olması gerektiğini düşünüyordu ve bunun üzerine çeşitli teoriler ortaya attılar. Evrim üzerine yaptığı önemli çalışmalarla bilinen doğa bilimci Charles Darwin, “İnsanın Türeyişi” adlı kitabında detaylı olarak bahsettiği üzere, insanların müziği potansiyel eşlerini etkilemek için kullandıklarını öne sürdü. Darwin, “müzikal notalar ve ritimlerle birbirimizin dikkatini çekmeye çalıştığımızı” düşünüyordu. Bu fikir kuşların şakıması üzerine şekillenmiş cinsel seçilim olaylarını aklımıza getiriyor. Diğer bilim insanlarına göre ise “ritmi hissetmek” avcılar tarafından duyulmaktan ve avlanmaktan kaçınmak için adımları senkronize etmenin bir yoluydu.[1]

Belki de müzik aşkımızın asıl evrimsel sebebini hiç öğrenemeyeceğiz ama sinirbilimciler müzik zevkinin altında yatan nörokimyasal mekanizmaları araştırmaya devam ediyorlar ve bu sistemin nasıl işlediğini anlamaya çalışıyorlar. Halihazırda bir sürü çalışma, müziğin beyindeki ödül sistemindeki rolüne yoğunlaşmış durumda. Ödül yolağı, beynin ortasında yer alan ventral tegmental alan denen bölgede başlar. Burada, özelleşmiş nöronlar size keyif veren ve mutlu hissetmenizi sağlayan dopamin nörotransmitterini salgılar. Bundan sonraki zamanlarda bu davranışı tekrarlamanızı sağlamak için ödül yolağı, nucleus accumbens (beynin ödül merkezi) ve prefrontal korteksi içine alan, hafıza ve davranışı kontrol eden bölgelerle bağlantılıdır. Sizin de bekleyeceğiniz gibi keyif alınan bir müzik dinlendiğinde daha çok dopamin salgılanır. Fakat dopamin, müzikten aldığımız keyiften sorumlu tek nörotransmitter değil. Yapılan araştırmalar serotoninin de ayrıca bu konu üzerinde önemli etkisinin olduğunu gösterdi. Zaten bu iki nörotransmitterin kimyasal yapısı incelendiğinde birbirine oldukça benzer olduğu görülebilir. Ayrıca serotonin eksikliğinde depresyon, uyku bozukluğu, iştahsızlık gibi durumlar ortaya çıkabildiğinden bunların tedavisinde serotonin takviyesi uygulanır. Aynı zamanda bu nörotransmitter hayat enerjisi düşüklüğü, isteksizlik ve bağırsak-beyin etkileşimi gibi konularda da önemli rol oynar. Yani bu işte serotoninin de parmağının olduğuna şaşırmamak gerekir.[1]

Daha önce de bahsettiğim gibi, bu konu uzun süredir bilim dünyasında üzerine çalışmaların yapıldığı bir konudur. Şimdi sizlere kronolojik sırayı da gözeterek yapılan çalışmaların 3 tanesinden bahsetmek istiyorum. Gelin hep beraber bu sihirli dünyada bir yolculuğa çıkalım.

1. Çalışma – Müzik dinlemenin beyinde dopamin salgısını tetiklediğinin keşfedilmesi

Bu çalışma konu hakkında yapılan ilk çalışmalardandır ve elde ettiği sonuçlar açısından büyük önem taşımaktadır. 2011 yılında gerçekleştirilen bu çalışmada araştırmacılar; yemek yediğimizde, uyuduğumuzda veya herhangi bir arzumuzu tatmin ettiğimizde beynimizden salgılanan “dopamin” adlı nörotransmitter maddenin müzik dinlerken de salgılandığını keşfettiler. Kanada’daki McGill Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya ilk olarak 217 katılımcı ile başlandı, daha sonra bu sayı tutarlı şekilde azaltılarak 8 katılımcıya kadar indirildi. Bu çalışma için araştırmacılar, üç seans boyunca müzik dinlerken sekiz katılımcının beyinlerini taramak için PET (pozitron emisyon tomografisi) ve fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) tekniklerinin bir kombinasyonunu kullandılar. Ek olarak, katılımcılar müziği ne kadar zevkli bulduklarını değerlendirdikleri bir anket doldurdular.[2]

Sonuç

Burası işlerin biraz daha teknik hale geldiği yer. PET taraması araştırmacılara, müzik dinlerken duygusal uyarılmanın en yoğun olduğu anlarda striatumda dopaminin salındığını gösterdi. FMRI taraması, zamanlama ve ilgili yapılarda belirgin bir farkın gösterilmesine yardımcı oldu – kaudat, en yüksek duygusal uyarılmayı tahmin ederken aktifti ve asıl duyguyu gerçekten yaşarken ödül merkezi daha fazla ilgiliydi.[2]

Peki bu çalışmanın önemi nedir?

Araştırmacılara göre bu, yemek yemek veya uyumak gibi somut bir ödülün aksine müzik dinlemek gibi soyut bir ödülün beyne dopamin salgılattırdığını gösteren ilk çalışma olabilir. Bu açıdan bakıldığında akademik anlamda oldukça önemli bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz.

2. Çalışma – Fronto-striatal yolların müzik için önemli olduğunun keşfedilmesi ve TMS tekniğinin kullanılması

Kanada’daki McGill Üniversitesi Montreal Nöroloji Enstitüsü ve Hastanesi’nde araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma, “transkraniyal manyetik stimülasyon” (TMS) adı verilen invazif olmayan bir teknik yardımıyla belirli beyin devrelerini geliştirerek veya bozarak birinin müzikten zevk almasını artırmanın veya azaltmanın mümkün olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın çığır açan kısmı, sinirbilimcilerin ödül ve sürpriz beklentisiyle ilgili belirli beyin devrelerinin – “fronto-striatal devreler” olarak bilinen – en sevdiğiniz müziği dinlerken yoğun bir zevk deneyimlemek için de gerekli olduğunu ortaya koymalarıdır. Önceki beyin görüntüleme çalışmaları, fronto-striatal devreleri TMS aracılığıyla uyarmanın, ödülün işlenmesi için gerekli bir nörotransmiter olan dopaminin salınımını tetiklediğini göstermiştir. En son McGill çalışmasında, araştırmacılar TMS akımını, çalışma katılımcıları rastgele şarkıların parçalarını dinlerken fronto-striatal işlevi yürüten beyin bölgelerinin hemen üzerinde açıp kapattılar. Katılımcılar ayrıca her melodiden aldıkları keyfi gerçek zamanlı olarak değerlendirdiler. Deney boyunca, araştırmacılar, belirli şarkılara yanıt olarak her bireyin sinir sisteminin çeşitli psikofizyolojik tepkilerini izlediler. Daha sonra çalışmadan elde ettikleri çıkarımları şu şekilde[3, 6, 7] açıkladılar:

“Sonuçlarımız, algılanan zevk, duygusal uyarılmanın psikofizyolojik ölçütleri ve müziğe atfedilen parasal değerin, heyecan verici fronto-striatal yollarla önemli ölçüde arttığını, oysa bu sistemin engellenmesinin, sahte uyarıma kıyasla tüm bu değişkenlerde azalmaya yol açtığını gösteriyor. Bu bulgular, fronto-striatal işlevin, müziğin neden olduğu ödülün hem duygusal tepkilerine hem de motivasyonel yönlerine nedensel olarak aracılık ettiği hipotezini destekliyor ve insan beyninde estetik tepkilerin nasıl ortaya çıktığına dair içgörüler sağlıyor.”[3]

Elde edilen bu bulgular fronto-striatal devrelerin işleyişinin müzikten zevk almamız için gerekli olduğunu gösteriyor. Bu yeni fronto-striatal çalışmanın bulguları, McGill’in Şubat 2017’de yaptığı farklı bir araştırmada “mutlu” veya “barışçıl” şarkılar dinlemenin, çalışma katılımcılarının olumlu otobiyografik anıları canlı bir şekilde hatırlamasını sağlayabileceğine işaret ediyor. Tersine, “hüzünlü” veya duygusal olarak “korkutucu” müzik dinlemek, çalışma katılımcılarının olumsuz otobiyografik anıları hatırlamasına neden oldu.[4]

Otobiyografik anılar ve belirli müzik türleri arasındaki ilişki

Fronto-striatal devrelerin işleyişi üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular yeni çalışmaların önünü açmıştır. Bunlardan biri de otobiyografik anılar ve belirli müzik türleri arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmadır. Otobiyografik anılar ve belirli müzik türleri üzerine yapılan bu çalışma için Kanadalı araştırmacılar, müzikal deneyimin iki farklı yönünden gelen müzikal ipuçlarının – duygusal değer (olumlu ya da olumsuz) ve psikofizyolojik uyarılma (yüksek ya da düşük) – insanların hatırlama şeklini nasıl etkilediğini test ettiler. Müzik türleri ve şarkılar dört geri çağırma ipucu olarak gruplandırıldı: mutlu (olumlu duygular, yüksek uyarılma), huzurlu (olumlu duygular, düşük uyarılma), korkutucu (olumsuz duygular, yüksek uyarılma) ve üzgün (olumsuz duygular, düşük uyarılma).
Çeşitli müzikal seçimleri dinlerken, katılımcılardan her şarkıyla ilişkili belirli olaylardan otobiyografik anıları hatırlamaları istendi. Bir anı akla gelir gelmez, katılımcılar bir bilgisayar tuşuna bastılar ve müzikle tetiklenen ‘geçmiş şeyleri hatırladıklarının’ ayrıntılarını yazdılar.
Araştırmacılar, hem uyarılma açısından yüksek hem de duygu açısından olumlu olan müzikal ipuçlarının, en canlı ve ayrıntılı otobiyografik anıları anında tetiklediğini buldular. Bu müzik genellikle olumlu duygular ve yüksek uyarılma nedeniyle “mutlu” olarak sınıflandırıldı. Müzikal işaret türü ile bunun olumlu ya da olumsuz bir anının hatırlanmasını tetikleyip tetiklemediği arasındaki ilişki de not edildi. Bekleneceği gibi, korkutucu müzik genellikle endişeli anıları tetiklerken, hüzünlü müzik genellikle umutsuzluk veya kalp kırıklığı anılarını tetikledi.[4]

Sonuç

Bu çalışmanın sonucu olarak müziğin sinirbilimdeki etkisinin anlaşılması açısından fronto-striatal yolların oldukça önemli olduğu söylenebilir.


Daha sonra 2014 yılında Psychology of Music dergisinde yayınlanan bir araştırma, katılımcıların kendi seçtiği “güzel” ama “hüzünlü” bir müziğin insanların acı veya tatlı bir şekilde anıları hatırlatmasına neden olduğunu buldu. Hepimizin bildiği gibi bazı hüzünlü şarkılar hüzünlendiğimizde daha iyi hissetmemize yardımcı olabilir. Fakat burada önemli olan nokta, hüzünlü şarkıların birey tarafından çağrışımlarına ve otobiyografik anılarına göre seçilmesi gerektiğidir. Değeri negatif olan ve uyarılma oranı düşük şarkılar zaten melankoli olan insanları daha da kötü hissettirme eğilimindedir.[5]

“This is Your Brain on Music” , Knowing Neurons , Youtube.

Yazının başında müzik dinlediğimiz zaman aktive olan sinirsel mekanizmalardan bahsetmiştim: Ödül ve haz yolakları. Fakat aktive olan mekanizmalar sadece bunlar değil. Peki başka neler olabilir? Bu soruya cevap verebilmek için “ödülün” birbirinden ayrı 2 kimyasal evrede deneyimlendiği gerçeğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Birinci evre “isteme”nin karşılığı olan “beklenti evresi” olarak geçiyor ve yukarıda bahsedilen dopaminerjik yolaklarla işliyor. İkinci evre ise “beğenme”nin karşılığı olan “tüketme evresi” olarak biliniyor ve dopaminerjik yolaklar ile opioid reseptör aktivasyonlarının sinerjik çalışmasıyla işliyor. İkinci evrede opioid reseptörlerin devreye girmesi büyük önem arz ediyor. Sebebini yazının ilerleyen kısımlarında anlatacağım çalışmada daha iyi anlayacaksınız. Şimdilik opioidlerin ağrıyı geçirmek için medikal olarak kullanılan maddeler olduğunu bilmeniz yeterli. Bahsettiğim bu iki evre nucleus accumbensin farklı kısımlarını aktive ediyor. Özellikle birinci evre olan “beklenti evresi” nucleus accumbensin daha geniş dağılıma sahip bir kısmıyla bağlantılıyken ikinci evre olan “tüketme evresi” beynin bu bölümünün daha lokal taraflarıyla ilişkili. Tüketme evresi özel olarak “medial accumbens” bölümünün rostro-dorsal çeyreğiyle de ilişkili. Bu anatomik farklılığa rağmen, ödül ve haz duygularını kontrol eden dopaminerjik ve opioid sistemlerin direkt olarak birbiriyle bağlantılı olduğu görülür. Zaten ikinci evrede bu iki sistemin sinerjik bir şekilde çalıştığını biliyoruz. Sinirbilimciler elde edilen bu bulgulardan yola çıkarak opioidlerin müzik dinlerken hissettiğimiz duygular üzerinde etkisinin olabileceğini öne sürdü. Daha sonra bu görüşü kanıtlamak için 2018’in başlarında, McGill Üniversitesi’nden bir sinirbilim takımı, beynin endojen-kendi kaynaklarıyla üretmiş olduğu- opioidlerin müziğe karşı duygusal yanıtları kontrolde nasıl görev aldığını keşfeden bir çalışma yaptı.[1]

Ve evet, işte geldik üçüncü çalışmaya. Son derece ilgi çekici ve bir o kadar da enteresan sonuçları olan bu çalışmaya gelin yakından bakalım.

3. Çalışma – Opioid sistemin rolünü araştırmak adına sistemin Naltrexone (NTX) isimli bir ilaçla susturulması

Müzik dinleyen insanlarda opioid sistemin rolü önemli soru işaretlerinden biriydi. Bunu ortadan kaldırmak için araştırma takımı opioid sistemin Naltrexone (NTX) isimli bir ilaçla susturulması durumunda ne olduğunu araştırdı. NTX opioid reseptörlerine bağlandığında bir antagonist olarak işlev görür, ödül yolağında görev alacak olan opioidlerin çalışmasını geçici olarak durdurur. Bu çalışmada NTX’in kullanılması aslında daha önceki çalışmalardan elde edilen bulgulara dayanıyordu. Bu bulgular kısaca NTX maddesinin fiziksel aktivite sonrası ödül hissini ve yemek yeme sonrası oluşan hoş hissi azaltması ve insanların genelde keyfi ve üzüntüyü daha azalmış seviyede hissetmelerine sebep olmasıydı. Bu verilerden yola çıkarak araştırma takımı hiç de fena olmayan şu hipotezi ortaya attı: Müzik dinleyen insanlara NTX verilmesi durumunda bu keyif azalması etkisinin müziğe karşı olan pozitif ve negatif yanıtlarda görülebilecek olması, yani müzikal anhedoninin (haz yitimi) ortaya çıkması.[1]

Daha sonra araştırma takımı bu hipotezin doğruluğunu test etmek için bir çift-kör plasebo kontrollü deney yaptılar. Bu deneyin önemli noktası hem ilacı veren çalışanların hem de ilacı alan gönüllülerin verilen şeyin gerçekten NTX mi yoksa şeker mi olduğunu bilmemeleriydi. Deney için katılımcılardan, onlarda yoğun bir zevk duygusu oluşturacak 2 favori müzik parçası getirmeleri istendi. Deneyde katılımcılar ya kendi getirdikleri müziği ya da araştırmacıların seçtiği “nötr” müziği dinlediler. Denekler müzik dinlerken duygusal yanıtlarını ölçmek için hem objektif hem de subjektif parametreler kullanıldı. Bu parametrelere örnek olarak solunum sayısının ölçülmesi ve gülümseme ile somurtmada kullanılan kasların aktivitelerinin elektromiyografi (EMG) ile ölçülmesi gösterilebilir.[1]

Peki bu önemli çalışmanın sonuçları neydi?

Araştırma takımının da beklediği gibi NTX maddesi müzik dinleyen katılımcıların zevk hissini azalttı. İlginç olan kısım ise araştırmacıların seçtiği “nötr” müzik yerine kendi getirdikleri favori müziği dinleyen deneklerde NTX’in çok daha ciddi bir azalmaya yol açmasıydı. Buna ek olarak, NTX pozitif duyguların yanında negatif duygularda da azalmaya neden oldu. Bahsettiğim parametrelerden olan elektromiyogramların incelenmesi sonucunda, somurtmakta görev alan kasların NTX varlığında daha az aktive edildiği bulgusuna ulaşıldı. Elde edilen bütün bu veriler ve bulgular toparlandığında NTX’in müziğe karşı hem pozitif hem de negatif duyguların gücünü azaltarak müzik üzerinde genel anlamda “anhedonik” etkisinin olduğu görüldü. Bu çalışmadan çıkarılan diğer bir sonuç ise müzik dinlerken tecrübe ettiğimiz pozitif ve negatif duyguların ikisinin de kontrolünde opioid sistemin yer alıyor olabileceğidir.[1]

Müzikten alınan hazdan bahsettiğimiz için bu mantıksız görünse de, bu fikir aynı zamanda müzik zevki oluşturan karmaşık etkileşimler hakkındaki diğer araştırmalarla da bağlantılıdır. Aslında araştırma grubunun önceki araştırmasına göre müzikal anhedoni, müzik dinlerken ortaya çıkan üzüntünün belki de diğer insanlarla ve müziğin bestecisiyle paylaşılan bir üzüntü duygusuna neden olarak zevkin kendisinin bir özelliği olabileceğini öne sürüyor. Bu nedenle müzik dinlerken hüzün depresif bir nörokimyasal tepkiye yol açmaz, bunun yerine genel olarak zevkli bir deneyime dahil olur ve belirli şarkılardan aldığınız “ürperme” hissiyle ilgilidir.[1]

(Görsel Kaynağı)

Ne yazık ki müziğin bilimi, Bach’ın bir fügü kadar karmaşık. Müzik hem pozitif hem negatif duyguları aynı anda uyandırıyor, öte yandan da bir zevk hissiyatı oluşturuyor. Aslında bu yeni araştırma konusu, sinirbilimde önemli bir kilometre taşı olabilir ve duygularımızın karmaşık ilişkileriyle alakalı birçok soruya ilham verebilir. Mesela bir tanesini düşünelim:” Müzikten öğrendiklerimizle diğer karmaşık duygularımızı açıklayabilir miyiz, mesela nostaljiyi?” Bunun gibi soyut soruların dışında, McGill Üniversitesi’nin deneyi bize müziğin de NTX varlığında “anhedonik” etkiler gösterdiği tespit edilen yemek, seks ve uyuşturucularla aynı hedonik (hazsal) ödül sistemi tarafından kontrol ediliyor olabileceğini gösteriyor.[1]

Müzik dinlemenin bu kadar iyi açıklanmış bir nörokimyasal cevap oluşturması müziğin evrimsel bir kökeni olduğu fikrini akla getiriyor. Fakat şu an bu seviyede bir sonuca varmamız çok zor. Bu çalışma daha çok, müziğe karşı verilen güçlü bir duygusal yanıtın pozitif ve negatif hisleri ortada buluşturduğunu gösteriyor bize – yemek ve seks gibi insanın temel ihtiyaçlarının yanında evrimsel önemi olması muhtemel, ileri bir sistem. Bu bahsettiğimiz şey, müzik ödül sisteminin aslında bir hayvana cevap vermek ya da insan seslendirmesi gibi basit ihtiyaçlarda görev alan evrimsel bir sistemi ele geçirip kontrol etmesi olabilir. Tabii ki şu an bunların hepsi birer teoriden ibaret. Bu teorilerin doğruluğunun kontrol edilmesi ve soru işaretlerinin giderilmesi için önümüzde katetmemiz gereken uzun bir yol var.[1]

Bu kadar soru işaretine rağmen aydınlattığımız önemli bir kavram var: “Müzikal anhedoni”. İşte bu müzikal anhedoni neden müziği sevdiğimizi tam olarak açıklayamasa da müziğin bizi nasıl bu kadar etkilediğini gayet iyi açıklıyor.[1]


KAYNAKÇA:


Yazı Sahibi

Selamlar, ben Burak! Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü 1. Sınıf öğrencisiyim. Merak ettiğim şeyleri araştırıp bunları diğer insanlarla paylaşmak hoşuma gider. Özel ilgi alanlarım arasında moleküler biyoloji, genetik, viroloji ve sinirbilim bulunuyor. Fakat sinirbilimin diğerlerine göre biraz daha ağır bastığını söyleyebilirim. Bunların dışında bilgisayar oyunları oynamayı, film izlemeyi, kitap okumayı ve müzikle ilgilenmeyi seviyorum. Tür olarak daha çok rock ve metal dinlerim. Ayrıca bateriye de özel bir ilgim vardır.