İnsanlar gökyüzüne baktığı sürece Ay, onlar için büyülenmenin odak noktası olmuştur. Birçok tarih öncesi ve antik kültürde, Ay bir tanrı veya başka bir doğaüstü gerçeklikle kişileştirilmiştir. Teleskopların keşfedilmesiyle insanların Ay’ın kraterlerine, tümseklerine, sırtlarına ve kalıntı lav denizlerine ilişkin görüşleri keskinleştirilmiştir. Sonunda, 20. yüzyılın ortalarında, insanlar Ay’ı ziyaret etmiş ve yüzeyini yakından görebilmiştir. Kozmik ortağımızın benekli, kraterli yüzünü gökyüzüne baktığımız sürece halen görebilmekteyiz. Bu yazı, Dünya’nın tek doğal uydusu olan Ay hakkındadır. 

Ay, Dünya’nın eliptik yörüngesinde dönen, astronomik bir cisimdir ve gezegenin tek doğal uydusudur. Güneş Sistemindeki en büyük beşinci uydudur ve yörüngesinde bulunduğu gezegenin boyutuna göre gezegen uyduları arasında açık farkla en büyüğüdür. Ay, Güneş Sistemi’ndeki yoğunluğu bilinen diğer uydulara göre Jüpiter’in uydusu Io’dan sonra en yoğun ikinci uydudur. Aşağıda Ay’ın farklı açılardan görüntüleri verilmiştir.

Oluşum:

Ay’ın yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, Dünya’dan kısa bir süre sonra oluştuğu düşünülmektedir. En yaygın kabul gören açıklama, Ay’ın Dünya ile Theia adı verilen varsayımsal Mars büyüklüğünde bir cisim arasında dev bir çarpışmadan sonra kalan enkazın doğal uydumuzu oluşturmak üzere biriktiğidir.[1] Buna karşılık dev çarpışmaların bilgisayar simülasyonları, Ay’ın büyük bir kısmının ”Proto-Dünya”dan türetildiğini göstermektedir.[2] Darbeler fazlaca enerji açığa çıkarmıştır ve bu enerjiyle Dünya-Ay sistemi yeniden toplanmıştır.[3] Yeni oluşan Ay erimiş bir haldeydi, derinliği yaklaşık 500 km (300 mil) ile 1.737 km (1.079 mil) arasında tahmin edilmektedir. Yaklaşık 100 milyon yıl içinde, küresel “magma okyanusunun” çoğu kristalleşerek daha az yoğun kayalar yukarı doğru süzülmüş, sonunda Ay kabuğunu oluşturmuştur. En ağır malzemeler Ay’ın merkezine gömülmüş ve en hafif malzemeler en dıştaki katmana yükselmiştir. Sismikrotasyonel ve yerçekimsel ölçüm çalışmaları, Ay’ın farklı katmanları hakkında fikir edinmemizi sağlamıştır.[4]

Erken Ay’ın, eski volkanizma zamanından bu yana, kurak ve cansız olup neredeyse hiç değişmemiş olması; karasal gezegenler için küresel manyetik alanlar mekanizması olan bir iç dinamo geliştirmiş olabileceğini düşündürmektedir. Çarpmaları engelleyemeyecek kadar seyrek bir atmosfere sahiptir ve sürekli göktaşları, kuyruklu yıldızlar yüzeyine çarpmaktadır. Milyarlarca yıldan fazla süredir Ay yüzeyi, büyük kayalardan toza kadar değişen parçalara ayrılmıştır.[5] Theia hipotezi reddedilmese de, Ay kayaları üzerine yapılan yeni araştırmalar, Ay’ın düşünülenden daha eski olabileceğini öne sürmektedir.

2001 yılında, Washington Carnegie Enstitüsü’ndeki bir ekip, Apollo programındaki Ay kayalarının izotopik imzalarının en hassas ölçümünü bildirdi. Kayalar, Güneş Sistemi’ndeki neredeyse tüm diğer cisimlerden farklı olarak, Dünya’daki kayalarla aynı izotopik imzaya sahipti. Bu gözlem beklenmedikti, çünkü Ay’ı oluşturan materyallerin çoğunun Theia’dan geldiği düşünülmekteydi ve 2007’de Theia ile Dünya’nın aynı izotopik imzalara sahip olma ihtimalinin %1’den az olduğu açıklandı.[6] Diğer Apollo ay örnekleri, 2012’de Dünya ile aynı titanyum izotop bileşimine sahipti.

Fiziksel Özellikler:

1. Yüzey Jeolojisi

Apollo 11 Pasif Sismik Deneyi, güneş enerjisini elektriğe dönüştüren iki güneş hücresi paneliyle çalışan dört sismometre içeriyordu. Göktaşı çarpmalarını ve ay sarsıntılarını ölçmek için deneyde üç uzun dönemli sismometre ve bir kısa dönemli dikey sismometre kullanıldı, cihaz ömrü boyunca meteorların yaklaşık 100 ila 200 vuruşunu kaydetti. Sismik olayın gücü, süresi ve yaklaşık yönüyle ilgili veriler Dünya’daki izleme istasyonlarına iletildi. Elde edilen verilere göre Ay’ın merkezinde yoğun, metalik çekirdeği bulunmaktadır.[7] Çekirdek büyük ölçüde demir ve bir miktar nikelden oluşmaktadır ve iç çekirdek yaklaşık 480 km çapında olan katı bir kütledir. Katı iç çekirdek, çekirdeğin toplam çapını yaklaşık 660 km’ye getiren akışkan bir dış çekirdekle çevrilidir. Ay’ın çekirdeği, çaplarının %50’sine yakını çekirdek olan Dünya benzeri gezegenlerin çekirdeğine göre daha küçüktür (Ay çekirdeği, çapının yaklaşık %20’sidir).”[8]

“Apollo astronotları tarafından Ay’ın yüzeyinde bırakılan sismometreler, Ay’ın depremler yaşadığını ortaya çıkarmıştır. Ay yüzeyinin 700 km kadar altında meydana gelen derin ay depremleri, Dünya’nın çekim kuvvetinin Ay’ın iç yapılarını çekip germesinden kaynaklanan gelgit olaylarıdır. Yüzeyden kaynaklanan bu ay sarsıntılarının, Ay yüzeyine gelen meteor çarpmalarından kaynaklı olabileceği düşünülmektedir. Bir başka ay depremi türü, aşırı soğuk ay gecesinden çok sıcak ay gecesine giderken yüzey üzerindeki veya yakınındaki kayanın termal genleşmesi ve büzülmesinden kaynaklıdır. Dördüncü tür bir ay depremi, 20-30 km’lik orta derecede sığ derinliklerde başlar, Richter ölçeğine göre şaşırtıcı bir 5,5 büyüklüğüne kadar kaydedilebilir ve 10 dakikadan fazla sürebilir. Bu dördüncü tip ay depreminin nedenleri hala araştırılmaktadır.”[9]

Ay yüzeyindeki ovalar (Maria) yeryüzünden teleskopla bakıldığında pürüzsüz ve koyu renkli görünmektedir. Bu ovalara ilk detaylı bakış, Apollo görevinde kullanılan Ranger 7 uzay aracıyla yapılmıştır. Maria’nın regolit ile kaplanmış, konsolide olmayan lav ana kayasının üzerini kapladığı; yüzeydeki kraterlerin kökeninin de bu lav kanalları, oluklar ve koniler olduğu sonucuna varıldı. Dolunay olduğunda görebileceğiniz ve bir zamanlar suyla dolu olduğuna inanılan Maria, genellikle volkanik bir kaya olan bazaltın düz yataklarıdır. Ay’ın ön kısmının %31’ini, arka kısmının %2’sini kaplamaktadır. Ay’ın açık renkli kısımlarına Terrae (tekil: “Terra”) denilmektedir ve Maria’ya göre daha yüksek bölgelerdir.[10]

Ay yüzeyini etkileyen diğer jeolojik süreç, asteroidler ve kuyruklu yıldızların oluşturduğu çarpma kraterleridir. Yalnızca yakın tarafın 1 km’sinde (0.6 mil) 300.000 tane olduğu düşünülmektedir. Neredeyse sabit oranda biriktiği için krater sayısına bağlı olarak yüzeyin yaşı hesaplanabilmektedir.[11]

2. İç Yapısı

240 kilometre (150 mil) yarıçapa sahip katı, demir açısından zengin bir iç çekirdeğe ve kabaca 300 kilometre (190 mil) yarıçaplı sıvı demir içeren sıvı bir dış çekirdeğe sahiptir.[12] Çekirdeğinin üstünde manto ve kabuk bulunmaktadır. Olivin ve piroksen gibi daha yoğun manto minerallerinin kristalleri okyanusun dibine battı. Daha hafif mineraller (özellikle anortozitik plajiyoklaz feldispat) kristalleşti ve Ay’ın kabuğunu oluşturmak için yüzeye çıktı.[13] Kristalleşme sürecinde, olivin, klinopiroksen ve ortopiroksen minerallerinin çökelmesi ve batmasıyla mafik bir örtü oluşmuştur. Mantodaki kısmi erimeden yüzeye çıkan taşkın lavlarının Ay kaya örnekleri, Dünya’nınkinden daha fazla demir zengini olan mafik manto bileşimini doğrulamaktadır.[14] Kabuk ortalama olarak 50 kilometre (31 mi) kalınlığındadır. Ay’ın kabuğu, Ay’ın Dünya’ya bakan tarafında daha ince ve uzağa bakan tarafında daha kalın görünmektedir. Araştırmacılar bunun neden olabileceğini belirlemek için hâlâ çalışmaktadır.

3. Yer Çekimi ve Atmosfer

Ay’ın yerçekimi alanı, yörüngedeki uzay aracı tarafından yayılan radyo sinyallerinin Doppler kayması izlenerek ölçülmüştür. Mart-Mayıs 2012 arasındaki birincil haritalama görevi sırasında NASA’nın Yerçekimi Kurtarma ve İç Mekan Laboratuvarı (GRAIL) tarafından ölçülen Ay yerçekimi alanındaki değişiklikler görüntülenmiştir. Haritalamak için Ebb ve Flow adlı (bu isimler, “gelgit” veya “metcezir” anlamına gelen “ebb & flow” tabirinden gelir) iki uzay aracı arasındaki çok hassas mikrodalga ölçümleri kullanılmıştır. Kırmızı, kütlesel aşırılıklara; mavi ise kütlesel eksikliklere karşılık gelmektedir. Harita, uzak tarafta daha fazla küçük krater olduğundan yakın tarafa kıyasla daha küçük ölçekli ayrıntılar göstermektedir.[15]

“Ay Atmosferik Bileşim Deneyi ilk defa Apollo-17 misyonunda kütle spektrometresiyle yapılmıştır. Bu deneye göre Ay, zayıf bir atmosfere sahiptir ve düşük yerçekimi nedeniyle bu zayıf atmosferindeki gazlar kolayca atmosferden uzaya kaçmaktadır. Ağır atomların kaçması daha uzun sürer ancak nihayetinde atomlar, Güneş’in ultraviyole radyasyonuyla iyonlaşır ve ardından Güneş rüzgarı tarafından Ay’dan uzaklaştırılır. Bu süreç birkaç ay sürmektedir. Atomların Ay atmosferinden kaçma hızından dolayı, ince bir atmosferi bile korumak için sürekli bir parçacık kaynağı olması gerekmektedir. Ay atmosferinin kaynakları arasında, güneş rüzgarından gelen parçacıkların, kuyruklu yıldızlar ve göktaşların etkisiyle açığa çıkan malzemenin yakalanması yer almaktadır. Atmosferdeki üç ana gaz, kabaca eşit miktarlarda neon, helyum ve hidrojendir. Az miktarlarda metan, karbondioksit, amonyak ve su da tespit edilmiştir. Ek olarak, argon-40 tespit edildi ancak yüksek sismik aktivite zamanlarında bolluğu artmıştır. Argon-40, Ay’ın iç kısmındaki potasyum-40’ın radyoaktif bozunmasıyla üretilmektedir. Sismik aktivitelerin, yeni oluşan çatlaklar boyunca iç kısımdan yüzeye argonun kaçmasına izin vermiş olabileceği düşünülmektedir.”[16]

Geçmiş Atmosfer ve Tozlar

Ekim 2017’de, Marshall Uzay Uçuş Merkezi ve Houston’daki Ay ve Gezegen Enstitüsü’ndeki NASA bilim insanları, Apollo misyonları tarafından alınan Ay magma örneklerinin çalışmalarına dayanarak, Ay’ın bir zamanlar kalın bir atmosfere sahip olduğunu açıkladılar. Ay volkanik patlamalarından çıkan gazlardan kaynaklanan bu atmosfer, günümüz Mars’ının iki katı kalınlığındaydı. Eski ay atmosferi sonunda güneş rüzgarları tarafından yok edildi ve uzaya yayıldı. Bugün ise Ay’ın çevresinde, kuyruklu yıldızlardan gelen küçük parçacıkların oluşturduğu kalıcı bir asimetrik Ay toz bulutu bulunmaktadır. Tahminlere göre her 24 saatte bir Ay’ın yüzeyine 5 ton kuyruklu yıldız parçacığı çarpmaktadır.[17] Ay’ın yüzeyine çarpan parçacıklar, tozu Ay’ın üzerine fırlatmaktadır. Toz, yaklaşık 10 dakika Ay’ın üzerinde kalır, yükselmesi 5 dakika ve düşmesi 5 dakika sürer. Ortalama olarak, Ay’ın üzerinde 120 kilogram toz bulunmaktadır ve yüzeyin 100 kilometre yukarısına yükselmektedir. Toz ölçümleri, LDEX tarafından yapıldı. LDEX, her dakika ortalama bir 0.3 mikrometre Ay tozu partikülü tespit etmiştir. Geminid, Quadrantid, Northern Taurid ve Omicron Centaurid meteor yağmurları sırasında, Dünya ve Ay kuyruklu yıldız enkazından geçerken toz partikül sayıları zirveye ulaşmıştır.[18]

4. Dünya-Ay Sistemi

Ay, sabit yıldızlara göre her 27.3 günde (yıldız periyodu) Dünya çevresinde bir tam turunu tamamlamaktadır. Ortalama Yer-Ay uzaklığı ise 384,400 km’dir. Ay’ın yörüngesi, ekliptik düzlemi ile 05°09′ lık bir açı yapmaktadır. Ay, Güneş’ten aldığı ışığı yansıtmaktadır ve yer-merkezli
yörüngesi üzerinde hareket ettiği sürece, Güneş-Yer-Ay doğrultuları arasındaki açı (uzanım açısı) sürekli olarak değişmektedir. Bu durum, Ay’ın “evreleri” olarak adlandırılan ve aydınlık görünen kısmının boyutlarının dönemli olarak değişmesini sağlayan olguyu ortaya çıkarmaktadır.

Ay’ın Dünya etrafındaki dönüşü sırasında gezegenimize yakınlaşıp uzaklaşmasıyla, Dünya üzerindeki gelgit olayları değişir. 1687’de Sir Isaac Newton, okyanus dalgalarının, Güneş’in ve Ay’ın dünya okyanusları üzerindeki çekiminden kaynaklandığını açıklamıştır. Mesafenin gelgit kuvvetleri üzerindeki etkisi Güneş, Ay ve Dünya’nın suları arasındaki ilişkide görülmektedir. Ay en uzak noktadayken Dünya üzerine en az çekim kuvvetini uygulayabildiği için gelgitler zayıf olmaktadır. Ay, gezegenimize yaklaştıkça gelgitlerin de şiddeti ve minimum-maksimum nokta arasındaki farkı artar. Ay’a yakın yerdeki sular Ay tarafından kendine doğru çekilir. Çekilen sulardan kaynaklı oluşan boşlukları yan taraflardan gelen sular doldurur. Sonuç olarak Dünya’nın Ay’a bakan yüzeyindeki sular yükselir, diğer yüzeyindeki sular alçalır.[19]

Gözlemler ve Keşifler

Orta Çağ boyunca, teleskopun icadından önce, Ay, giderek artan bir şekilde bir küre olarak kabul edildi, ancak çoğu kişi onun “mükemmel bir şekilde pürüzsüz” olduğuna inanıyordu. 1609’da Galileo Galilei, ‘Sidereus Nuncius’ adlı kitabında Ay’ın ilk teleskopik çizimlerinden birini çizdi ve onun düz olmadığını, dağları ve kraterleri olduğunu kaydetti.[20] Bunu, Ay’ın teleskopik haritalaması takip etti. İlk olarak Galileo tarafından kaydedilen Ay kraterlerinin, 1870’lerde Richard Proctor’un çarpışmalardan oluştuklarını öne sürmesine kadar volkanik kaynaklı oldukları düşünülmekteydi. Bu görüş, 1892’de Grove Karl Gilbert’in deneylerinden ve 1920-1940 tarihleri arasında karşılaştırmalı çalışmalardan destek kazanarak, 1950’lerde astrojeolojinin yeni ve büyüyen bir dalı haline gelen ay stratigrafisinin gelişmesine yol açmıştır.[21] 20 Temmuz 1969’da Neil Armstrong ve Buzz Aldrin, insanlık tarihinde ilk kez Ay üzerinde yürüdüler. Buradan alınan verilerin Dünya’ya doğrudan aktarımı, bütçe hususları nedeniyle 1977’nin sonlarında sona ermiştir ancak istasyonların bazıları bugün de kullanılmaktadır.[22]

”That’s one small step for man one giant leap for mankind.” -Neil Armstrong

1990’larda ve sonrasında birçok ülke Ay keşfine dahil oldu. NASA, 14 Ocak 2004’te ABD Başkanı George W. Bush’un 2019’a kadar Ay’a insan görevi yapmak ve 2024’e kadar bir Ay üssü inşa etmek için yaptığı çağrının ardından insan misyonlarına devam etmeyi planlamaya başlamıştır.

İnsan Varlığı ve Ay’da Yaşam

Ay ortamının yaşamı desteklemek için gerekli ön koşullardan yoksun olmasına rağmen ay görevleri, astrobiyoloji (egzobiyoloji), radyasyon biyolojisi, ekoloji ve insan fizyolojisi alanlarına çalışma fırsatı sunmaktadır.[23] NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’ndeki araştırmacılar, astronotların Apollo 11 görevinden getirdiği Ay kayaları ve toprak örneklerini inceleyip Ay’a özgü yaşam belirtilerinin yanı sıra yaşamın temel yapı taşları olan organik bileşikler aramaktadırlar. Ames ve Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’nde yapılan analizler, Ay’ın canlı organizmalardan yoksun olduğunu kanıtlamıştır.

Bu çapraz bulaşma endişesi, modern uzay misyonları için hâlâ bir sorun oluşturmaktadır. Ay toprağı örnekleri Ames’e ulaştığında, nakliye paketleri açılmadan sterilize edilmiştir. Maskeler, eldivenler, çizme örtüleri ve önlükler kullanan araştırmacılar, numunelerin olası tehlikelere maruz kalmaktan korunması için steril bir ameliyat odasından daha temiz bir odada çalıştılar. Bu deneylerde araştırmacılar, ay örneklerindeki potansiyel organizmaların büyümesini teşvik etmeye, besinler sağlamaya ve üreme için uygun olabilecek bir dizi koşul üzerinde test yapmaya çalıştılar. Birkaç ay süren testlerden sonra hayat tespit edilemedi. Yine de bu testler NASA’nın Dünya dışı yaşamı aramak için başka bir dünyadan aldığı ilk örnekler olmuştur.[24]

Ay’da Su Varlığı

NASA’nın Kızılötesi Astronomi İçin Stratosfer Gözlemevi (SOFIA), Ay’ın güney yarım küresinde bulunan, Dünya’dan görülebilen en büyük kraterlerden biri olan Clavius ​​Krateri’nde su molekülleri (H2O) tespit etti. Apollo astronotları 1969’da Ay’dan ilk döndüklerinde, buranın tamamen kuru olduğunu düşünüyorlardı. NASA’nın Ay Krateri Gözlem ve Algılama Uydusu gibi son 20 yıldaki yörünge ve çarpma görevi, Ay’ın kutupları etrafındaki kalıcı olarak gölgelenmiş kraterlerdeki buzları doğrulamıştır. Keşif, suyun ay yüzeyine dağılmış olabileceğini ve soğuk, gölgeli yerlerle sınırlı olmadığını göstermektedir. Elde edilen veriler, ay yüzeyine yayılmış bir metreküp toprakta hapsolmuş, milyonda 100 ila 412 ppm konsantrasyonlarda su olduğunu ortaya koymaktadır. Bir karşılaştırma yapılırsa, Sahra Çölü, SOFIA’nın Ay toprağında tespit ettiğinden 100 kat daha fazla suya sahiptir.

NASA’nın Greenbelt, Maryland’deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde doktora sonrası araştırma görevlisi olan Honniball, “Kalın bir atmosfer olmadan, güneşli ay yüzeyindeki su sadece uzayda kaybolmalıdır, yine de bir şekilde görüyoruz. Bir şey su üretiyor ve onu orada hapseden bir şey olmalı.

Bu suyun oluşmasında birkaç unsur olduğu düşünülmektedir. Ay yüzeyine yağan mikrometeoritler, az miktarda su taşıyarak, çarpma üzerine suyu ay yüzeyinde biriktirebilir (veya mikrometeorit bombardımanından kaynaklanan radyasyon, hidroksili suya dönüştürüyor olabilir); Güneş rüzgârının ay yüzeyine hidrojen gönderdiği ve hidroksil oluşturmak için topraktaki oksijen taşıyan minerallerle kimyasal reaksiyona neden olduğu iki aşamalı bir süreç olabilir. Diğer bir olasılık da, suyun ay toprağı taneleri arasına gizlenmiş olması ve güneş ışığından korunmuş olmasıdır. SOFIA’da bulunan suyun kaynak olarak kullanımda kolayca erişilebilir olup olmadığı belirlenecek. NASA’nın Artemis programı kapsamında, 2024’te Ay’a ilk kadın astronot ve bir erkek astronot gönderilmesi planlanmaktadır.[25]

“Su, hem bilimsel amaçlar hem de kaşiflerimiz tarafından kullanılmak üzere değerli bir kaynaktır. Ay’daki kaynakları kullanabilirsek, yeni bilimsel keşiflere olanak sağlamak için daha az su ve daha fazla ekipman taşıyabiliriz.”
– Jacob Bleacher


Kaynakça

[1] Jones, A. & Barry, C. (-). ”In Depth/About the Moon” girdisi, NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[2] Zhang, J. & Dauphas, N. (2012). The proto-Earth as a significant source of lunar material. Nature Geoscience, doi: 10.1038/ngeo1429
[3] Pahlevan, K. & Stevenson, D. J. (2007). Equilibration in the aftermath of the lunar-forming giant impact. Earth and Planetary Science Letters, 262(3-4), 438–449, doi:10.1016/j.epsl.2007.07.055 
[4] Urey, H. C. (2015). Origin and History of the Moon. Bulletin of the Atomic Scientists, 25(7): 45-51. doi.org/10.1080/00963402.1969.11455251
[5] NASA Administator. (2013). ”Is There an Atmosphere on the Moon?” girdisi, NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[6] Wiechert, U. (2001). Oxygen Isotopes and the Moon-Forming Giant Impact. Science, 294(5541): 345–348. doi:10.1126/science.1063037
[7] Jones, A. & Barry, C. (2017). “Apollo 11 Seismic Experiment” girdisi, NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[8] Williams, J. G. ve ark. (2006). Lunar laser ranging science: Gravitational physics and lunar interior and geodesy. Advances in Space Research, 37(1): 67–71. doi:10.1016/j.asr.2005.05.013 
[9] Jones, A. & Barry, C. (-). ”Inside the Moon/About the Moon” girdisi. NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[10] Spudis, P. D. (2015). The encyclopedia of volcanoes: Volcanism on the moon. Academic Press, syf. 689–700. doi: 10.1016/b978-0-12-385938-9.00039-0.
[11] Wilhelms D. (1987). To a rocky moon: a geologist’s history of lunar exploration. The University of Arizona Press. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[12] Weber, R. C. ve ark. (2011). Seismic Detection of the Lunar Core. Science, 331(6015): 309-312, doi: 10.1126/science.1199375
[13] Nemchin, A. ve ark. (2009). Timing of crystallization of the lunar magma ocean constrained by the oldest zircon. Nature Geoscience, 2: 133-136.
[14] Shearer, C. K. (2006). Thermal and Magmatic Evolution of the Moon. Reviews in Mineralogy and Geochemistry, 60(1), 365–518. doi:10.2138/rmg.2006.60.4 
[15] NASA Content Administrator. (2017). ”GRAIL’s Gravity Map of the Moon” girdisi. NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[16] USRA. (2019). Science Experiments – Lunar Atmospheric Composition. Apollo 17 Mission, Lunar Science and Exploration. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[17] Horanyi, M. ve ark. (2015). A permanent, asymmetric dust cloud around the Moon. Nature, 522: 324-326, doi:10.1038/nature14479
[18] Drake, N. (2015). ”Lopsided Cloud of Dust Discovered Around the Moon” girdisi, National Geographic. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[19] Thurman, H. V. (1994).What Causes Tides?” girdisi. NOAA National Ocean Service Education: Tides and Water Levels. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[20] Consolmagno, G. J. (1996). Astronomy, science fiction and popular culture: 1277 to 2001 (and beyond). The MIT Press, doi.org/10.2307/1576348
[21] Kuiper, G. P. (1954). On the Origin of the Lunar Surface Features. National Academy of Sciences, Proceedings, 40,: 1096-1112.
[22] Loft, S. (2019). “Apollo 11 Mission Overview” girdisi. NASA TV. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[23] Horneck, G. (1996). Life sciences on the Moon. Advances in Space Research, 18(11): 95-101, doi.org/10.1016/0273-1177(96)00095-6
[24] Smith, K. E. & Anderson, J. (2019). ”NASA Searches for Life from the Moon in Recently Rediscovered Historic Footage” girdisi, NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.
[25] Chou, F. & Hawkes, A. (2020). ”NASA’s SOFIA Discovers Water on Sunlit Surface of Moon” girdisi. NASA. Son Erişim Tarihi: 12.12.2020.

Dış Kaynaklar

Kartografik Kaynaklar