Çoğumuzun evinde bulunan, insanların cilt ve saç sorunları çözen bu mucizevi bitkiyi biraz daha yakından tanıyalım. Bu bitki kapaktaki fotoğraftan da anlayacağınız üzere pek tanıdık olan Aloe vera bitkisidir. Bitkinin botanik adı Aloe barbadensis Miller ve Zambakgiller (Liliaceae) ailesindendir.[1] İsmi ise Arapça kökenli olan “Alloeh” parlayan acı madde ve Latince kökenli olan “Vera” gerçek anlamlarındadır. Aynı zamanda tıbbi sarısabır olarak da adlandırılmaktadır. Yunan bilim insanları bundan yaklaşık 2000 yıl önce bu bitkiyi “universal panacea” yani her derde deva ilaç olarak adlandırmışlardır.[1]

Aloe vera, günümüz insanının en çok kullandığı bitkilerden biridir.  Farklı alanlarda verdiği sonuçlar ile kozmetik dünyasına girmeyi başarmıştır. Aynı zamanda da bir alternatif tıp ürünü yani ilaç olarak kullanılabilmektedir. Gençleştirici, yatıştırıcı ve iyileştirici gibi özelliklerinin olmasının yanı sıra; birçok viral ve mantar sorunları, çeşitli sindirim sorunları, cilt problemleri, peptik ülser, aftöz ülser, diş eti iltihabı ve periodontisis gibi ağız problemlerinde etkili olmuştur.[2]

Kuzey Afrika, Yakın Doğu, Asya ve Akdeniz’in güneyinde doğal olarak yetişen bu bitkinin 150’nin üzerinde türü vardır ama en ünlüsü ve tıbbı amaçla kullanılanı Aloe barbadensis Miller’dır. Bu bitkinin kültürü Batı Hindistan ve Venezuela’da yapılmaktadır. Çeşitli uzunluklardaki rozet şeklindeki kalın, dikenli ve etli yaprakları, bitkinin sert gövdesine tutunmuş haldedir. Bitkinin boyu 15-50 cm, kilosu 1.5-2 kg arasında değişmektedir. Çiçekleri kırmızı ve sarı tonlarındadır.[3] Aloe vera çok fazla tohum içeren meyvelere sahiptir. Dikensi, etli ve kalın olan yaprakları 3 katmandan[4] oluşmaktadır:

  1. %99’luk bir kısmı sudan oluşan, geri kalanı ise glukomannanlar, amino asitler, lipitler, steroller ve vitamin olan şeffaf jel.
  2. Acı sarı öz olan ve antrakinonlar ve glikozitler içeren orta lateks tabakası. 
  3. Dış etkenlerden koruyan, karbonhidrat ve protein sentezleyen, 15-20 hücreden oluşan dış kalın kabuk tabaka. Kabuğun içinde su (ksilem) ve nişasta (floem) gibi maddelerin taşınmasından sorumlu damar demetleri bulunur.

Aktif Bileşikler ve Özellikleri

Aloe vera; vitamin, enzim, mineral, şeker, lignin, saponin, salisilik asit ve aminoasitlerin bulunduğu 77 aktif bileşik içerir.[1]

Amino asitler: Amino asitler proteinlerin yapıtaşlarıdırlar vevücut için çok önemli rol taşırlar. Aloe vera insanlar için zorunlu olan 22 amino asitten 20 tanesini, 8 tanesi esansiyel (vücut için dışarıdan alınması zorunlu) olan amino asitten ise 7 tanesini sentezleyebilmektedir.

Enzimler: Bitki bünyesinde bulunan ve  besinleri katalizleyen (besinleri yapıtaşlarına kadar yıkılması) ve bu kataliz ürünlerinin vücut tarafından emilmesinde görev alan enzimler şunlardır; alkalin fosfataz, amilaz, karboksi peptidaz, katalaz, selülaz, lipaz ve peroksidaz.

Hormonlar: Bitkide oksin ve giberellin yani büyüme hormonları bulunmaktadır. Bunlar yara iyileştirici ve antienflamatuvar (iltihabi reaksiyonu önleyici) özelliklerdedir.

Vitaminler: Bitkinin sıvısında, serbest radikallere (eşleşmemiş elektronu olan atom, molekül veya iyonlar) karşı antioksidan özellik gösteren A, C ve E vitaminleri, alyuvar üretiminde önemli yer tutan B12 vitamini ve B grubundan diğer vitaminler, kan hücrelerinin gelişimi açısından önemli yer tutan folik asit bulunmaktadır.

Mineraller: Bitkinin özsuyunda, sağlık için gerekli olan ve dışarıdan alınması gereken kalsiyum, sodyum, potasyum, bakır, demir, magnezyum ve çinko gibi 9 mineral bulunmakta.

Antrakinonlar: Yaprak özsuyunda özellikle tıbbi önem taşıyan aloin ve barbaloin başta olmak üzere, aloetik asit, emodin, krisofanik asit, antrasin ve resistannol gibi bol miktarda bulunan antrakinonlar bitkideki en önemli maddelerdendir. Antrakinonlar düşük derişimde ağrı giderici (analjezik), antibakteriyel, antifungal ve antiviral özellik gösterirken, yüksek derişimde toksik etki gösteren kimyasallardır. Farelerde yapılan bir deneyde, aloe-emodin antrokinonu lösemiye (kan kanseri) karşı bir aktivite göstermesi nedeniyle umut ışığı doğurmuştur. Bu kimyasalların ayrıca laksatif (müshil) etkisi de bulunmaktadır.

Steroller: Steroller, antienflamatuvar (yangı giderici) özellikteki kimyasallardır. Aloe vera bu kimyasalların 4 farklı tipini içeriyor. Bunlar:  kolesterol, lupeol, b-sitosterol ve kampesteroldür. Bunlardan lupeol, antiseptik (mikrop önleyici) ve analjezik (ağrı kesici) özellik gösterirken, b-sitosterol da iyi huylu prostat hiperplazisinde (hücrelerin aşırı büyümesinde) tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır.[5]

Diğer:  Ayrıca salisilik asit ve saponinleri de içermektedir. Salisilik asit antienflamatuvar ve antibakteriyel özelliğe sahiptir. Saponinler ise sabunsu yapılardır ve temizleyici, antiseptik özellik gösterirler.[4]

İyileştirme özelliği: Suda çözünebilen bir polisakkarit olan glukomannan, gibberelin (büyüme hormonu) olarak fibroblastlarda büyüme faktörü reseptörlerine bağlanıp hücrenin  aktivitesini ve çoğalmasını sağlamaktadır. Aloe vera kollojen sentezini, kollajen yapısını değiştirip tip 3 kollajen yapımına ve kollajenin çapraz bağlanma derecesini arttırmayı topikal (vücut yüzeyi ile) ve oral (ağız yoluyla) şekilde sağlamaktadır. Bu özelliği sayesinde yara iyileşme hızı artar. Oral veya topikal uygulamalarda zarar gören dokunun iyileşmesinde hiyalüronik asit ve dermatan sülfat sentezinin artışını sağlamaktadır.[1]

Klinik Kullanımı

Aloe vera‘nın klinik kullanımı hakkında çalışmalar yeterli değildir ve çoğunlukla anektodal verilerle gösterilmiştir. Bir egzama çeşidi olan seboreik dermatit, sedef hastalığı (psoriasis), genital bölgedeki mukoz membranının teması ile yayılan ve viral bir hastalık olan genital herpes, yanık, tip 2 diyabet, HIV virüsü, kanser, yara iyileşmesi, bası ülserleri, mukozit, radyasyon dermatiti, sivilce (akne vulgaris), liken planus, bir omuz sendromu olan donuk hastalığı, aft (aftöz stomatit) ve kabızlık (konstipasyon) gibi çok çeşitli hem viral hem de bakteriyel kökenli çoğu hastalığı tedavisinde kullanımı bildirilmiştir fakat tabii ki bunlar kanıtlanmış olgular değil cümlenin başında da dendiği gibi anektodal verilere dayanmaktadır. Saçkıran (Alopesi areata), bakteriyel ve mantar enfeksiyonları, kronik bacak ülserleri, parazitik enfeksiyonlar, kelebek hastalığı (sistemik lupus eritematosus), artrit (eklemlerde meydana gelen iltihabik hastalık) ve acı tikinde de teorik olarak tedavi yöntemi olabileceği düşünülmektedir.[1]

Yan Etkileri

Aloe vera‘nın bütün iyi yönlerini anlattıktan sonra gelelim yan etkilerine… Her doğal bitkide olduğu gibi Aloe vera’nın da bilinçsiz kullanımının yan etkiler doğurduğu bildirilmiştir. Cilt yüzeyine Aloe vera’nın jelimsi yapısının kullanılması ‘Kozmetik İçerik İnceleme Uzman Paneli’ tarafından incelenmiş ve güvenli kabul edilmiştir. Fakat tabii ki bu uygulamanın güvenirliği konusunda da istisnalar vardır. Yayınlanan vaka raporlarında, Aloe vera‘nın cilt yüzeyine uygulanmasına karşı alerjik reaksiyon ve kontakt dermatitin geliştirildiği bildirilmiştir. Bu alerjik reaksiyon, çoğu durumda jeldeki antrakinon kontaminasyonlarına bağlanmıştır.[6]

Oral kullanımda ise topikal (cilt yüzeyine) uygulamadan daha ciddi yan etkiler görülmüştür. Bu yan etkiler; karna giren kramplar, ishal, kırmızı idrar, hepatit, kabız (konstipasyon) veya konstipasyon bağımlılığı, uzun süreli kullanımda kolorektal kanser riskini arttırma, nadiren de olsa tiroid disfonksiyonuna neden olabilme, laksatif etkisi yüzünden elektrolit dengesizlik ve düşük potasyum seviyelerine yol açabilir. Zambakgiller (Liliazeae) familyasına alerjisi olanların kullanımı sakıncalı (kontrendike) ve tehlikelidir. Aloe vera’nın oral kullanımı teorik olarak rahmin kasılmasına yol açar, bebeklerde sindirim sisteminde strese yol açar bu yüzden hem hamilelerin hem de emziren annelerin kullanması son derece tehlikelidir.

Aloe vera birçok krem ve ilaç ile etkileşime girerek ya da etkisini arttırarak insan sağlığını tehlikeye sokmaktadır. Örnek olarak   hidrokortizon gibi steroid içeren kremlerin vücuda emilimini arttırabilir, potasyum düşürücü etkisinden dolayı digoksin ve digitoksin gibi kalp rahatsızlıkları için kullanılan ilaçların  yan etkilerini arttırır ya da etkinliklerini değiştirebilir. Bu gibi daha birçok yan etkisi olan Aloe vera’yı kullanırken kesinlikle hekiminize danışmanız ve çok dikkatli olmanız gerekmektedir.[1]


Kaynakça:

[1] Türsen, B. & Türsen, Ü. (2014). Dermotolojide Aloe Vera. Dermatoz, 4: 1-11.
[2] Sawai, M. A. (2014). Aloe Vera – A Miracle Herb. International Journal Of Research Dentistry, 4(2): 1-7.
[3] Kökdil, G. (2004). Aloe vera; Doğanın Mucizesi mi? Türk Eczacılar Birliği. 4: 17-18.
[4] Surjushe, A., Vasani, R. & Saple D. G. (2008). Aloe Vera: A Short Review. Indian Journal of Dermatology, 53(4): 163-166.
[5] Candaş, D. (2003). Bir Buz Dağı mı? (Aloe Vera). Bilim ve Teknik, 432: 60-61.
[6] Grundmann, O. (2012). Aloe Vera Gel Research Review: An overview f its clinical uses and proposed mechanisims of action. Natural Medicine Journal, 4(9).

Yazı Sahibi

Merhaba ben Alinda. Hacettepe üniversitesi biyoloji bölümü 1. sınıf öğrencisiyim. Biyoloji küçüklükten beri çok büyük bir tutkumdu diyebilirim. Özelleştirecek olursak oşinografi ve moleküler genetiğe karşı ayrı bir ilgim var. Boş zamanlarımda vurmalı ve telli müzik aletlerini çalmaktan, paten sürmekten zevk alırım.