İklim krizi, modern insanlığın son yüzyıllarında ortaya çıkan, küresel iklim değişikliklerindeki sorunları kapsayan bir tanımdır. İklim değişikliği, artan nüfus, kötü şehir planlaması, sera gazı etkisi yaratan moleküllerin atmosfere önlem alınmadan salınması ve ormanlık alanların yangınla veya başka amaçlarla tahrip edilmesi gibi sebeplerle canlı yaşamını tehdit eder ve bunlar küresel ısınma, kirlilik gibi iklim krizleriyle sonuçlanır. Bu yazıda öncelikle tarihte iklim krizine giden yolun nedenlerini, bazı kilometre taşlarını, ardından da ülkemizde yer alan güncel iklim krizinden bahsedeceğim.


Öncelikle bu olayların artmasındaki nedene bakalım. Homo sapiens, yani bizler son bin yıl içerisinde, sağlık alanındaki gelişmelerin etkisiyle logaritmik bir şekilde nüfusumuzu artırdık. Bu nüfusun bir sonucu olarak daha fazla su ve besin kaynakları ayırılması gerekti. Bunları karşılamak için orman alanlarını tarım arazisi olarak kullanma gereği duyduk, akarsulara barajlar inşa edip çiftlik hayvanlarının endüstriyel olarak üretilmesi ile metan gazı ve sera gazı gibi moleküllerin üretimine sebep olduk.


Şöyle ki, bizler dâhil dünya üzerindeki bütün memelilerin biyokütlesi 100’lük bir dilime alınacak olsaydı, bizler bunun %36’sını, endüstriyel çiftlik hayvanları da %60’ını oluşturacaktı. Bu durunda sadece %4’lük kısım ise yabani hayatta yaşayan memelileri oluşturmaktadır.[i] Yine aynı şekilde, kuşlar ve endüstriyel olarak üretilen kümes hayvanları -yani endüstriyel kuşlar- arasında kıyaslama yaparsak bunların %70’i kümes hayvanları, %30’u ise doğada yaşayanlar olarak ayırabiliriz.[ii]


Şimdi, iklim krizine giden yolun tarihçesine bakalım. Öncelikle 1820’de Fransız matematikçi/fizikçi olan Joseph Fourier, atmosferin tıpkı bir seradaki cam gibi davrandığını, güneşten gelen ışınların atmosfer tarafından bir kısmının emildiğini ve dünyamızın sıcaklığında etkin rol oynadığını ortaya attı. Daha sonradan gelen bilim insanları da CO2 gibi gazların ısı tutma kapasitelerinin etkisini gösterdi. Bunlarla ilgili çalışma yapan bilim insanlarından İsviçreli kimyager Svante Arrhenius, 1895’te önceki dönemlerdeki volkanik aktiviteleri ve CO2 seviyelerini inceleyerek dünyadaki CO2’nin yarıya inmesi durumunda dünya sıcaklığının 5°C kadar düşebileceğini hesapladı. Bunun devamındaki 1930-1960 yılları arasında yapılan gözlemler, bu gözlemlerin grafiğe dökülmesi bizi şu gerçekliğe itti: CO2 seviyesi Endüstri Devrimi ve artan nüfusla birlikte ABD ve Avrupa’da kayda değer bir sıcaklık artışına yol açmıştı ve potansiyel bir küresel ısınmanın habercisiydi.[iii]


İnsanlar, Antik Yunan’dan, 1930’lu yıllara kadar insanlar tarımla uğraşmanın ve toprağı düzleyip ekmenin yağış getireceğine inanmışlardır.[iii] Ancak özellikle 1930’larda ABD’nin güney eyaletlerinde oluşan kuraklık, toz bulutu felaketleri sonunca ekonomide yaşanan ‘Büyük Buhran’ ile, insanlar bu fikrin doğru olmadığını fark ettiler. 70’lerin sonunda kloroflorokarbon (CFC) gazlarının, atmosferdeki ozon (O3) tabakasına zarar vererek daha fazla UV ışının girmesine yol açtığını fark ettiler. Günümüzde CFC’lerin salınımı ve ozon tabakasına olan etkileri azalsa da[iv] mevcut kirlilikler ile dünyamız 2020 yılı itibariyle 1,02°C ısınmıştır.[v]


   Bu bilgiler ışığında, ülkemizdeki iklim değişikliklerine gelelim. Türkiye’deki ortalama sıcaklıklar 2020 itibariyle 14,9°C idi. Bu ortalama, 1981-2020 yılları ortalaması baz alındığında 1,4°C daha fazla sıcak anlamına gelmektedir ve geçtiğimiz sene, 1971’den bu yana üçüncü en sıcak yıl olmuştur.[vi]

Ülkemizde, 28 Temmuz ve 12 Ağustos tarihleri arasında yaşanan orman yangınları ve şiddeti iklim değişikliğinin göstergelerinden biridir. Bu süre içerisinde 54 ilde toplamda 300’e yakın orman yangını çıkmış ve toplamda 5 binden fazla kişinin seferberliği ile kontrol altına alınmıştır ve maalesef bu yangınlarda insan kaybı ve büyük canlı kayıpları yaşanmıştır. Bu yangınlardan en büyükleri ise Muğla’nın Marmaris ve Antalya’nın Manavgat ilçesinde meydana gelmiştir. Marmaris’te yanan toplam orman alanı 11 Ağustos 2021 tarihli Muğla belediyesinin yapmış olduğu açıklamaya göre 66 bin 227 hektar alandır.[vii] Kıyaslama yapılacak olursa, 2018 yılında Orman ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıklamasına göre 2167 adet orman yangını çıkmıştır ve toplamda ise 5 bin 644 hektarlık alan yanmıştır. Sadece Marmaris’te yanan orman alanı, 2018’deki yanan toplam orman alanının 11 katıdır.

   Yanan bölgenin faunası incelendiğinde, ağaçların türüne bakacak olursak bu ağaçlar Pinus brutia‘dır (Kızılçam). Bu ağaç türü Ege ve Akdeniz kıyılarında 0-700mt. arasında yaygın ve doğal olarak bulunur, dışarıdan getirilmemiştir. Bu tür, Akdeniz havzası sürekli yangınlara maruz kaldığı için, yangınlarla birlikte evrimleşmiş olup ormanlarını 10-15 yıllık periyotlar ile yenilemektedir. Özellikle iki varyetesinden biri olan Pinus brutia var. pendulifolia, Muğla sınırları içerisinde 0-300mt. arasında yer alır. Bu varyetenin en belirgin özelliği, ibrelerinin 18-30cm.’ye çıkabilmesidir. Bu tür, bir yangın sonrasında kış sonundan bahar sonuna veya yaza kadar büyü periyodunu sürdürür. Toprağın mineraller bakımından zengin, iklimin ılımlı ve toprak neminin olduğu bir durumda 5-15 yıl içerisinde 5-20cm’ye varan yıllık büyümesi gerçekleşir.[viii] Yine aynı şekilde, yangına sebep olan bu ağacın ibrelerinin, yazın kuruyup toprak üzerinde örtü oluşturmasıdır. Bu ibreler, geniş yapraklardan ziyade ince ve havayı geçirgen olduğu için, geniş yapraklı bitkilerin örtüsü gibi üst üste birikip oksijensiz kalmazlar ve bir ateş durumunda hızlıca yanabilirler.[ix]


1997-2018 yılları arasında Türkiye’de çıkan orman yangınlarının sebepleri gösterilmektedir. (Görselin Kaynağı)

  Sonuç olarak baktığımızda, günümüzde Kızılçam ormanları kendini her zaman yenileyebilecek şekilde evrimleşmiştir. Biz insanlar, daha ‘insan’ olarak bile nitelendirilmeden bile önce koniferler karasal ortama uyum sağlamış ve yangınlara karşı uyum sağlamaya başlamıştı. Burada önemli olan ormanlarımızın bu döngüsünü anlamak, yanan orman alanıyla ilgili rehabilitasyon yaparken bilimsel verilere sadık kalmak, orman arazilerinde bulunurken çevreyi kirletecek plastik ve cam ürünlerini ardımızda bırakmamaya özen göstermektir. Çünkü orman yangınlarının sebepleri incelendiğinde, büyük bir çoğunluğun insan hatası/kazası veya kastı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.[x]

Orman yangınlarının oluşması ve ekolojisi hakkında ek bilgiye ulaşmak için “Yangın Ekolojisi ve Biyoçeşitlilik”, veya orman yangınlarının etklerini ve olumlu/olumsuz yönlerini anlamak için “Olumlu ve Olumsuz Yönleri ile Orman Yangınları” adlı yazıları okuyabilir, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümü Ekoloji Anabilimdalı’ndan Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu hocamızın yangınlar hakkında yaptığı programı YouTube üzerinden izleyebilirsiniz.


KAYNAKÇA:

[i] Rosane, O. (2020). Humans and Big Ag Livestock Now Account for 96 Percent of Mammal Biomass. EcoWatch. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[ii] Carrington, D. (2018). Humans just 0.01% of all life but have destroyed 83% of wild mammals – study. The Guardian. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[iii] History. (2020). “Climate Change History” girdisi. History. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[iv] Gill, V. (2021). Ozone Layer ‘Rescued’ From CFC Damage. BBC News. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[v] NASA. (2020). “Facts: Global surface temperature” girdisi. NASA Global Climate Change: Vital Signs of the Planet. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[vi] Türkiye Cumhuriyeti Orman ve Tarım Bakanlığı. (2021). State of the Turkey’s Climate in 2020. Meteoroloji Genel Müdürlüğü. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[vii] Muğla Büyükşehir Belediyesi. (2021). “Büyükşehir’in Kırmızı Helikopteri Alevlere 4 günde 332 Kez Su Bıraktı.” girdisi. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[viii] Thanos, C.A. & Doussi, M.A. (-). Post-fire Regeneration of Pinus brutia Forests. Atina Üniversitesi Botanik Anabilim Dalı. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[ix] Habertürk TV. (3 Ağustos 2021). THK uçakları neden kullanılmadı? | Teke Tek – 2 Ağustos 2021 [Video]. YouTube. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.
[x] Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. (-). Çevresel Göstergeler” girdisi. Son Erişim Tarihi: 14.08.2021.

Yazı Sahibi

Merhaba, ben Emir. Hacettepe Üniversitesi'nde ikinci sınıf öğrencisi biyolog adayıyım. Özellikle bitki biyoteknolojisi, ekoloji ve çevre sorunları konularına ve amatör fotoğrafçılığa meraklıyım. Temel bilimleri seven ve her bilimsel olguda "nasıl" sorusunu soran, Edward Robert Harrison'un dediği gibi "Yeterli zaman verildiğinde, hidrojen nereden geldiğini ve nereye gittiğini sorgular" cümlesindeki gibi sorgulayan bir yıldız tozuyum.